Trabzon tigresinde,pek çok hoca yetişmiş derebeyleri Sünni olmuş da,bunları gitgide Sünni yapmış,Kızılbaşlık kalmamış!böyle.Ancak Giresun'un, Tirebolu'nun Görele'nin  yüksek köylerinde,Kürtünde bugün bile Kızılbaşlık göze çarparmış!?

                       Kürtün’iin Şeybli köylülerine ne türlü and versen,kopkmaz!Ancak” Abıl Baba,Pabıl Baba,Güvende Şeybi,Vazalak Şeyb,Tur Eri,Horuz Evliyası ocağına güm güm  dabanca sıksun mu!”der isen korkar,işin doğrusunu söyler imiş!!!İşte Kızılbaşlı izleri!

                       Faruk Sümerin konuya bakışı bunlardan farklıdır.O da,Çepniler ve diğer Türk boyları arasında Alevi olanların olabileceğini kabul eder.Hatta Kanuninin Nahcivan  seferinden akçelik ve daha fazla gelir getiren dirliklerin kapı-kullarına verilmesinin kanun haline geldiğini,bunun Türk sipahilerinin terakki imkanını ortadan kaldırdığını,ancak kapı-kulları ve oğulları tarafından doldurulamayan dirliklerin verilmesinde Anadolu Çepnilerinin diğer bütün kavmi unsurlara tercih edildiğini ve özellikle Laz,Tat,Şartlı gibi unsurların askeri hizmetlere kabul edilmediklerini, ayrıca Kızılbaş oldukları için Çepnilerin askere  alınmalarının yasaklandığını ve evvelce alınmış olanların da çıkarılmasının emredildiğini kaydeder.Ama,bu Çepnilerin Trabzon Çepnilerin olamayacağı kanaatindedir:

                      “Bir ilim adamı olarak vazifemiz gerçeği bulmaktır.Değil ise bizim için Sünni ve Alevi vatandaşlarımız arasında asla bir fark yoktur.Türk kültürünü  almış her vatandaşımız ilmen yani gerçek olarak Türk'tür.Bu insana mensup olduğu o insanın almış olduğu kültürü belirler,kanın hiç bir rolü yoktur.Yani bir insana,”ben Türküm,ben Arabım,ben Fransız'ım,sözünü kanı değil kültürü söyletir.Bu söylediklerimiz ilmin sözüdür.İlmin sözü ise gerçeğin ifadesidir.Arap ülkelerinde pek çok insan dedelerinin Türk asıllı olduğu söylerler.”Sen nesin?”diye sorunca “ben Mısırlıyım,Cezayirliyim,Arabım, der.Haklıdır.Çünkü o Arap  kültüründe yetişmiştir ve Türk kültürüne yabancıdır.Dedesinin Türk asılllı olması ona Türküm dedirmiyor.Fakat içinde büyüdüğü Arap kültürü ona ”ben Arabım” dedirtiyor.Bir de şu hususu belirtmeliyim.Türkiye Türkleri Orta Asya da yaşarken de mongol yüzlü değil düz yüzlü idiler.Bu hususu pek açık bir şekilde gösteren vesikayı Oğuzlarla yayımlamıştır.(s.48,haşiye194).Türkiye Türklerinin gerçek tipini Toros dağlarında yaylaya çıkan Yörükler temsil eder.Mukayese yapmak isteyenler onlar ile yapmalıdır.Sonra,Orta Asya’dakilerin saf olduğu da nasıl söylenebilir.

                      16.ve daha sonraki yüzyıllarda dahi gerek Çepniler arasında,gerek komşuları olan Türkler arasında Alevi inancını taşıyanlar buluna bilirler.Fakat Ömer,Osman Bekir isimleri,onlardan pek çoğunun Sünni olduğunu asla şüphe bırakmıyor.Diğer taraftan az yukarıda belirdiği üzere 5-10 haneli Çepni köylerinde camiler bulunuyor ve camilerinin imam,hatip,müezzin muhasıl gibi vazifelileri görülüyor,fakirlere ve müderrislere de sık sık rast geliniyor.Kısaca onlar asla karaca bil  bil topluluk değildir.Çünkü din adamlarından müteşekkil aydınları var.  15.Yüzyılın ikinci yarısı ile16.yüzyılın birinci yarısında  Aşık'ın dediği gibi “bidin”dinsiz insanlar değil bilakis dindar topluluktur.Bir taraftan  Osmanlının Anadolu'nun her tarafında yaptıkları gibi,tımarlarını ellerinden kendi  kullarına  ve kul oğullarına (=yani devşirme zümresine mensup olanlara)vermeleri yüzünden aralarında Alevilik belki az daha yayılmış olabilir.

  Çepniler Alevi sayılmasının başka nedenleri de vardır.Onların Safevi Şeyhi Cüneyd ve onun torunu ve Safevi Devletinin kurucusu olan Şah İsmail'e  olan yakınlıkları bilinmek dedir.14.Yüzyılda Azerbeycan'ın Erdebil şehrinde Safeyeddin Şafii ülkelerine göre kurulan Safevi  tarikatının başına geçemeyince  Anadolu'ya gelen ve burada başka Halep Türkmenleri,Dulkadırlı  ve Üçoklu  Oymalarının hemen hemen  tamamı olmak üzere diğer Türkmenlerin de bir çoğunun kendisine mürid yapan Şeyh Cüneyd'in bu mürütleri arasında Çepniler olduğu gibi, Anadolu'dan topladığı Türkiyeli göçebe ve köylü müritleri ile İran'a giden ve akkoyunluları yenerek 1501 yılında Safevi devletini kuran torunu Şah İsmail'in de yanında Çepniler vardır. 

                     Şah İsmail’in Safevi Devleti’ni kurmasından sonra Anadolu’dan   İran’a göç eden Türkler arasıda Çeniler vardır ve bunların büyük bir kısmı veya tamamı Doğu Karadeniz Çepnileridir.

                      Çenilerin İran’dan çıkarıldıktan ve Doğu Karadeniz Bölgesine geldikten sonra burada  Tirebolu Görele ve Vakfı yörelerine yerleştikleri sayılarının da 100,000 civarında olduğu rivayet edilmektedir.

                      Osmanlı Turanda da bu bölgede Çepnilerin önceleri Alevi olduklarını sonra Sünnileştiklerini belirtiyor. Mehmet Aşıki(21.Asır)memleketi hakkında  güzel bilgiler verirken batı ve güney taraflarının Çepni Türkleri ile meskûn olduğunu ve bu sebeple bu havalideki dağlara “Çepni Dağları” denildiğini henüz basılmamış olan “Menazır’ül Avalim”adlı eserinde yazar.

Trabzon’un güzelliklerini ve meziyetlerini tasvir eder ve överken batıda Rafizi(Alevi)Çepniler doğuda da kısmen Müslüman olmamış Lazlar arasında kaldığından dolayı üzüntülerini belirtir dedikten sonra Bir çok göçebeler gibi Alevi olan bu Çepniler zamanla Sünnileşmiş ve Lazlar da tamamen Müslüman olmuştur.Sürmene ve Araklı kazalarında yaşayan Çebi adını taşıyan kalabalık ailelerin de Çepnilerden olduğu anlaşılıyor.

                       Yavuz  Selim devrinde yazılmış Trabzon Sancağı Tahrir defterinde “1515-1516”Çepniler yoğun bir şekilde yaşadığı yer “Vilayet-i Çepni” (Çeni yöresi-Çepni yurdu)olarak gösterilmiştir.

Faruk Sümer defderdeki yer adlarından hareket ederek bu bölgenin Giresun-Torul ve Görele arasıdaki saha olduğunu ve bilhassa Kürtün’ün tamamen Çepniler’le meskün olduğunu Trabzon-Torul ve Şalpazarı Vakfıkebir bölgesinde de Çepnilerin yaşadığını belirtiyor.Coğrafyacı Mehmet Aşık yazdığı Meazirul-Evalim adlı eserde Çepnilerin yoğun olarak yaşadıkları Trabzon’un batı ve güneybatı yöresindeki dağlara Çepni Dağları denildiğini kaydediyor.

                        Fetihten sonra bu bölgedeki dirliklerin tamamına yakını Çepni beylerine ve onların oğullarına verilmiştir.Beylerin bu nüfusunun daha sonraki devirlerde de devam ettiği görülür.

                        16. yüzyılın başlarında ekserisi veya tamamı “muaf ve müsellem” yani  Türk köylerinden oluşan savaş zamanında atı ve silahı ile savaşa katılan buna karşılık her türlü  vergiden muaf olarak toprağını ekip-biçen köylü atlı asker olan Trabzon Çepnilerinin daha sonra-Anadolu’nun pek çok yöresinde olduğu gibi-müsellemliklerine son verilip “raiyet” yani vergi veren köylü durumuna düşürüldükleri görülmektedir.

                         F.Sümer’e göre bunun sebebi “Devletin bu esnada (1515)geniş ölçüde askere ihtiyaç duymasıyla ilgilidir.Fakat bereket versin dirlikler yani tımar ve zeametler eskiden olduğu gibi Çepni bey aileleri ile onların hizmetlerinde bulunmuş sipahilerin ellerinde kalmıştır.Bu değişim bunu takip eden yıllarda da devam etmiştir.Bu uygulamada aynı dönemde Safevilerin Şeyh Cüneyd’le  başlayan oğlu Haydar ve torunu İsmail ile devam eden hatta uzantıları günümüze kadar gelen Anadolu üzerindeki emellerinin önemli payı olmalıdır.Anadolu üzerinde uygulanan devlet politikasının da rol oynadığını söylemek mümkündür.F.Kırzıoğlu ‘nun B.Kütükoğlu’nudan naklettiği bilgilerden bu yüzyılda Anadolu’da oynanan bu oyunu daha iyi anlayabiliyoruz devri için bir nevi beşinci kol diye çok yerinde tanıttığı bu gibi Kızılbaşlık propagandaları için Mühime kayıklarına işaret ettiği çok mühim ikisinin de suretini vermiştir ve(27 Ekim 1577 tarihli I.ve II.Belge)Amasya’dan  Musul’a ve Teke’den (Antalya)Trabzon’daki Çepni yurdu Kürtün’e değin Anadolu’yu saran bu gibi Safili/Kızılbaş dostluğu propagandası İran’a yapılan at silah ve mal kaçakçılığı ile Erbil’e taşınan servetler korkunç sayılardı.

                         18.yüzyılda uğranılan büyük mağlubiyetler sonucunda devlet otoritesi son derecede zayıfladığı için yörelerin idaresi oraların yerlisi olan güçlü şahısların ellerine geçer.

 

     Geri         Devamı