Devlet ilk önce “mütegalibe” ve ”derebeyi” deyip bunları tanımışsa da sonra ayan adını vererek varlıklarını kabul etmiştir.Böylece Türkiye’nin çok bölgelerinde olduğu gibi Karadeniz kıyılarındaki şehir ve kalelerde de ayanlar ortaya çıktı.Bu ayanlar bazıları veya çoğu Çepnilerden idi.Batı’daki ayanlardan ve Tirebolu ‘Görele  ve Vafıkebir derebeyleri ile Trabzon’un doğu yörelerindeki derebeyleri arasında kesin ve sürekli mücadeleler vuku bulmuştur.Bu mücadeleler sonucu da kalabalık Çepni toplulukları Sürmene’Of’ve Rize yörelerine yerleştiler. Bu yerleşmeler yerleştikleri  yörelerden başka yerlere kayda değer göçlerin yapılmasına sebep oldu.

                       Geçen yüzyılda Sürmene kazasının”sağ tarafındaki”köylerde Çepniler oturuyor ve vakit vakit komşularını rahatsız ediyorlardı.

                       Bu yüzyılda Of’un ileri gelenlerinin kendilerini Çepnilerden saydıkları bildiriliyor.

                       Rize yöresindeki Kara Dere ile diğer üç nahiye Çepniler ile meskundur.Ünlü haydut Çepni Ali Rize Çenilerinden olup en sonunda 300 kişi toplayarak Rus harbine katılmıştır. Şimdi dahi Rize yöresindeki köyleri ziyaret edenler Çepni adının hala bu köylerde unutulmadığını görürler.

                       Görülüyor ki,on sekizinci yüzyılda Trabzon’un batısındaki Çepnilerle doğusundaki Lazlar arasında uzun süren kavgalar olmuş.1738’de Çeteci Abdullah Paşa’nın Trabzon valisi olmasına kadar da bu kavgalar devam etmiştir. Çeteleri bastırmaktaki ustalığından ötürü kendisine “Çeteci” lakabı verilen Abdullah Paşa Trabzon’a gelir gelmez Laz-Çepni meselesine el koymuş ve kısa sürede taraflar arasındaki çatışmayı sona erdirmiştir.

                      Bu ayanlar halk ile hükümet arasındaki işlerde bir nevi aracılık yapar asayişin sağlanması vergilerin alınması askerlerin toplanarak eğitilmesi yiyecek ve donatımın tamamlanarak gönderilmesi gibi işleri yürütürlerdi.Yukarıdaki açıklamalar  buların daha sonra bir nevi derebeyi durumuna geldiğini ve birbirleriyle kavgaya tutuştuklarını göstermektedir.

                      Bugüne kadar yapılan araştırmalarda  Çenilerle ilgili benzer olayları konu alan bir çok vesikaya rastlanmıştır.Bunların biri de Görele’deki  Çepnilerin yerlerini bırakıp kara ve deniz yollarını kullanarak Trabzon-Giresun arasıdaki bölgede halkın malına ve canına zarar verdikleri belirtildikten sonra bunların tekrar eski yerlerine gönderilmelerini bu tür davranışlarına son verilmesini suçluların da cezalandırılmasını emreden 1145(1732) tarihli fermandır.

Görele’deki  bu Çepniler 1732’de Espiye madeni civarında yerleştiler ve sonra tekrar eski yerlerine döndürüldüler.

                      Çeşitli Türk boylarıyla birlikte Receplü Avşarı’na bağlı Çepniler de Arap eşkiyasına karşı bölgeyi korumak  ve zıraatle uğraşmak üzere 1720 de padişah emri ile Harran Ovasına yerleştirilmişlerdir.

                      Trabzon’da Hıristiyan sipahiler ve onlara tabi olanlar da Anadolu’nun mutelif yerlerine sürülerek yerlerine Tokat, Samsun, Bafra,Çorum,Amasya gibi bölgeler den getirilen ahaliler yerleştirilmiştir.

                      Bunlara benzer daha yüzlerce belgenin tarihi kaynaklarda bulunduğu muhakkaktır.Bunların tespitinden sonra tarihi ve sosyolojik açıdan meselenin daha da aydınlanması mümkün olacaktır.

                      Bir döneme ait bütün belgelerin ele geçirmeden sadece bir-iki belgeden yola çıkarak o devir hakkında karar vermeye çalışmanın doğru bir davranış olmayacağı ve tarihi kaynaklarda rastladığımız bir çoğu Çepni Ali’de olduğu gibi şahıslarla  ilgili olan bu tür belgelerin araştırmamıza fazla bir katkı sağlayamayacağı da düşünülerek alınmadılar.

                      Sayıları çok olmasa da Cumhuriyet döneminde yapılan bazı çalışmalarda  da konumuzla ilgili bilgilere rastlanılmıştır. Bunların birincisi araştırma alanımızdaki köy sayısıyla ilgilidir.Vakfıkebir’de(Trabzon) yirmi dokuz köy Çepni vardır.Çepnilerin işgal ettiği mıntıka Akhisar Dersinden başlar ve garba doğru uzanır.

                      İkincisi 1978-1979 yılarında Brent Brendemoen’in Trabzon ağızları üzerine yaptığı çalışmadan elde edilmiştir.

Brendemeon, bizim de araştırma yaptığımız bu sahaya gitmiş ve Sayfançatak köyünden Tepegöz hikayesini bir varyantını derlemiştir.

                      Brendemeon’un”Batı Anadolu’da yaşayan az sayıda ve dağılmış vaziyette bulunan Çepnilerin ağız özellikleri ve folklor yönünden diğer yöre halkı  ile kaynaşmış  görünmekte iken Doğu Karadeniz bölgesinde özellikle Trabzon’un  Vakfıkebir ilçesinin Şalpazarı yöresinde oturan Çepnilerin hem ağız hem folklor itibarı ile komşularından dikkat çekici  büyük farklılıklar korumaktadırlar şeklindeki tespitine katılmak mümkün değildir.Ama aynı yazarın Dil verilerimizin Çepnilerin Trabzon yöresinin Türkleştirilmesinde önemli bir rol oynadıkları yolundaki iddiayı destekleyeceğini söylemek doğru olmaz.Çepni ağzı ile diğer Trabzon ağızları arasında farklılıkların benzerliklerden çok olması tam aksine bu iddiayı çürütür şeklindeki kanaatine katılmak ise mümkün değildir.Aslında ağızların farklılığı konusundaki tespit doğrudur.Yörenin diğer yörelerle gösterdiği ağız fakları hemen herkesin anlayabileceği kadar belirgindir.Ama bu veri tek başına Çepnilerin bu bölgedeki Türkleştirme hareketinde önemli rol oynadıkları şeklinde görüşü çürütmez.

                      Bize göre “Türkleştirme” den  kasıt buraların Türk yurdu  haline getirilmesidir ki Çepniler bunu bu çalışmanın başından beri ortaya konulan yerli ve yabancı belgelerden de rahatça anlaşılacağı  gibi bölgede Osmanlı hakimiyeti kurulmasından çok önce önemli ölçüde başarmışlardır.

                     İkinci husus ise Osmalıların bu bölgeyi fetihlerinden sonra Anadolu’nun çeşitli yerlerinden Trabzon havalisine değişik Türk gönderilmiş ve iskan edilmiş olmalarıdır.

Aynı veya birbirine yakın yerlere yerleştirilen bu boyların zamanla birbirleriyle  kaynaştıklarını düşünmek mümkündür.

Ama onların çok önce bu bölgeye gelip yerleşmiş kendilerine has bir yaşama şekli olan Çepnilerin hem bu özellikleri hem de coğrafi ve idari yapı sebebiyle yani gelenekle pek fazla bir alışverişleri olduğu söylenemez.

                     Ayrıca buraya gelenlerin de değişik Türk boylarından oldukları unutulmamalıdır.Çepni ağzının bütün bölgeye hakim olması ancak  Çepnilerin  diğer Türk boylarından çok üstün olmaları ve onlarla birlikte yaşamalarıyla mümkün olabilirdi.

Halbuki kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler  ve bizim tespitlerimiz Çepnilerin  cesur savaşçı ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir topluluk olduğunu gösteriyor.Bunlara son derece engebeli olan corafi yapının ve çalışma şartlarının bu tür ilişkileri engelleyici özelliklerini de eklersek Çepnilerin neden diğer  boyları etkileyemediğini anlayabiliriz.

                    Dikkat edilmesi gereken bir başka husus da etkileşmenin iki yanlı olacağıdır.Eğer bugün-hiç değilse bazı bölgelerde-bozulmamış ya da az bozulmuş bir Çepni kültürü bulabiliyorsak bunu yukarıda sayılan şartlara borçluyuz.Nitekim Çepnilerin daha sonra yerleştikleri Trabzon’un doğu tarafında Araklı Sürmene Of Rize gibi yerlerde homojen bir Çepni nüfusuna ve saf bir Çepni kültürüne rastlamamız mümkün değildir. Bu bölgelerde Çepniler diğer Türk boylarıyla kaynaşmışlardır.

                    Belki bu iddiayı şu şekilde düzeltmek daha doğru olacaktır.Doğu Karadeniz bölgesinin Türkleşmesinde Çepniler çok önemli rol oynamışlardır.Ama kendileri gibi Türk olan diğer boyları Çepnileştirmişlerdir.Aksini düşünmek Türk Türkleştirmek demek olur ki bu da geçerli bir görüş olamaz.

                    Sonuç olarak bütün bu bilgilerden Çepni boyunun Anadolu’ya gelen ilk Türk boyu olduğu  Çepnilerin Anadolu’nun Türkleşmesine çok büyük katkılarda bulundukları hatta Safevi Devleti’nin kuruluşunda önemli rol oynadıkları anlaılmaktadır.

                    Batı Anadolu’da İzmir İzmit Adapazarı ve Balıkesir gitmelerine rağmen en yoğun olarak yerleştikleri yaklaşık 700 yıldan beri varlıklarını devam ettirdikleri ve kültür mirasını en iyi muhafaza ettikleri bölge Doğu Karadeniz bölgesi bu bölgede de Asar/Ağasar/Akhisar yöresi olmuştur.Bugün Doğu Karadeniz bölgesine coğrafi olmayan ikinci  bir isim verilmesi gerekseydi eskiden “Çepni Vilayeti” denilen bölgenin sınırlarını Ordu’dan Batum’a kadar genişletip bu bölgeye “Çepni Yurdu” veya “Çepni Bölgesi” demek doğru olurdu.

                    Doğu Karadeniz bölgesiyle ilgili resmi kayıtlar 16.yüzyıldan itibaren tutulmaya başlanmıştır.Bu kayıtların büyük bir kısmı henüz incelenmediği için konumuz olan Çepniler hakkında da çok detaylı ve yeterli tarihi bilgiye sahip olmak mümkün olamamıştır.

Ancak mühimmeler  hatt-ı humayunlar kadı sicilleri tahrir defteri ve diğer arşiv vesikaları incelendikçe Çepnilerle ilgili daha doyurucu bilgilere sahip olacağımız muhakkaktır.

 

                                                                                                                                                    Katkılarından Dolayı

                                                                                                                                    Ali Şükrü AYGÜN,e Teşekkür  Ederiz

Geri