KÜLTÜRÜMÜZ

 

 

 

 

 

DİL ÖZELLİKLERİ

KÖY HALKININ KONUŞTUĞU KELİMELER VE ANLAMLARI

.:A:.

ACA: ACABA
AFUR: AHIR
AĞIL: KOYUN VE KEÇİ KOYULAN YER
AHA: İŞTE, BURADA
AHRINDA: SONRA, SONUNDA
AKŞAMCAK: AKŞAMLEYİN
ALAMUK: AYNI GÜN İÇİNDE HAVADA OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
ANCA: ŞİMDİ
ANNAKLAMAK: SEYRETMEK, BAKMAK, GÖZLEMEK
AP AKURU: DÜMDÜZ
ARA-ORA: ERKEĞE SÖYLENEN HİTAP
AŞAM: AKŞAM
AYAM: HAVA DURUMU

.:B:.

BAĞA: BANA
BACA: TÜTÜNCELİK
BAKAGENE: BAKARAK
BAKRAÇ: BAKIRDAN YAPILAN KÜÇÜK KOVA, İÇİNDE YEMEK TAŞINAN KAP
BAYAK: AZ ÖNCE
BEK: HIZLI, SERT
BIZIKLAMAK: ŞUURSUZCA SAĞA SOLA ATLAMAK, KOŞMAK
BİBİ: HALA
BİLE-BİLEGENE: BİRLİKTE
BİŞİ: BUĞDAY UNUNDAN YAPILAN GÖZLEME
BİTİKE: ÇOK AZ, BİRAZ
BİYANKİ: BU TARAFTAKİ
BORAN: RÜZGAR
BOSTAN: SALATALIK
BÖCÜK: BÖCEK
BUCAKLIK: TEREK, MUTFAK DOLABI
BUYMAK: ÜŞÜMAK
BÜŞÜRMEK: PİŞİRMEK

.:C:.

CABLAMA: YER ÇEVİRMEK İÇİN KULLANILAN KÜÇÜK AĞAÇ DALI
CAYDAK: SADE
CEYERAN: ELEKTRİK
CIBIL-CISCIBIL: HİÇ BİR ŞEYİ YOK
CINDAR: KÜÇÜK AĞAÇ PARÇASI
CÖMAATLİK ETME: ARABULUCULUK YAPMA
CUMBUŞLU: EĞLENCELİ KOMİK
CÜCÜK: CİVCİV

.:Ç:.

ÇAĞAR: HABER VER
ÇANAK: TABAK
ÇAPILA: AYAKKABI
ÇAPUT: ESKİ ELBİSE
ÇEMBER: EŞARP
ÇENTİ: SIRT ÇANTASI
ÇIĞIRMAK: BAĞIRMAK
ÇITLAK: ATEŞİN SIÇRAMASI
ÇİT: TARLA
ÇORT: DİKENLİK, ÇALILIK
ÇÖMELMEK: OTURMAK
ÇUL: GENELLİKLE KILDAN YAPILAN KABA DOKUMAB

.:D:.

DANA: İNEĞİN SÜTTEN KESİLMEMİŞ YAVRUSU
DARI: MISIR
DEKMÜK: TEKME
DEĞEMEN: DEĞİRMEN
DEMLİK: ÇAYDANLIK
DEBERTMEK: KURCALAMAK
DEPİNMEK: KURUMAK
DEZE: TEYZE
DIRMAÇ: YÜK TAŞIMAYA YARAYAN SÜSLÜ BAĞ
DİNELMEK: AYAĞA KALKMAK
DORUK: ÇAM AĞACI
DÖŞEK: YATAK

.:E:.

EĞE: KESİCİ ALETLERİ BİLEMEYE YARAYAN ALET
ELETİRİK: EL FENERİ
ELLİĞİ GEÇMEK: KORKMAK
EMİCE: AMCA
ERİNMEK: ÜŞENMEK
ESSAHMI: DOĞRUMU

.:F:.

FIRMA FIKIÇ:KALABALIK
FIŞIRTMAK: FIRLATMAK
FİDE: FİDAN
FİSTAN: KADIN GİYSİSİ
FOĞUL: TAZE MISIR
FOL ETMAK: AYITLAMAK
FOLTAK: GENİŞ, BOL
FOLLUK: TAVUKLARIN YUMURTLADIĞI YER
FORUZ: HOROZ

.:G:.

GAP: BULAŞIK
GARAĞU: DALLARI ÇEKMEYE YARAYAN EĞRİ UÇLU UZUN ÇUBUK
GARMAK: AVUÇ
GARİGEN: MEŞE AĞACI
GARTOPU: PATATES
GAŞ: UÇURUM
GATIK: AYRAN
GAYDA: ŞARKI TÜRÜ
GAYIŞ: KEMER
GEÇEK: BAHÇE KAPISI
GELDER: HAYVANLARA SU VE YEM VERİLEN KAP
GENE: YİNE
GIR: BEYAZA ÇALAN RENK
GIRAN: TEPELERDEKİ DÜZLÜK ALAN
GİREBİ: BALTADAN DAHA KÜÇÜK OLUP, İNCE ODUNLARI KESMEYE YARAYAN ALET
GIDIK: KÜÇÜK SEPET
GOCAMAN: YAŞLI, İHTİYAR
GOPAGENE: KOŞARAK
GOPÇA: DÜĞME
GOT: ÖLÇÜ KABI
GOVALAK: BAYKUŞ
GOVAN: ARI KOVANI
GÖ: YEŞİL, TAZE
GÖZCEK: GÖZLÜK
GÜBÜR: ÇÖP
GÜDÜNE: MISIR TANELERİNİN İÇ KISMI
GÜLLÜK: ÇALILIK
GÜZ: SONBAHAR
GÜZİNE: SOBA

.:H:.

HABİLE: BÖYLE
HABU: BU
HABURACIK: BURASI
HAÇÇAK GENE: GÜZELCE
HELE: NASIL
HARDAN: NEREDEN
HARPITMAK: YEMEK YEMEK
HARTAMA: KİREMİTİN ALTINA KOYULAN İNCE TAHTA
HAŞİNDİ: ŞU ANDA
HAŞU: O
HAULECE GENE: ÖYLECE
HAURA: ORASI
HAVLE: BÖYLE
HELBET: BU ŞEKİLDE
HERİ: ELBET
HERS: SİNİR
HEŞTAMA: DOKUNMA
HIRP: KAPALI
HIZAN: ÇOCUK

.:I-İ:.

IRAK: UZAK
IRGAMAK: KIPIRDATMAK
IRGAT: İMECE
İBRİK: SU KOYUP TAŞIMAYA YARAYAN KULPLU, EMZİKLİ KAP, GÜGÜM
İFAK: KÜÇÜK
İLEHEN: LEĞEN
İLEKİ GÜN: GEÇEN GÜN
İLİSTİR: SÜZGEÇ
İSTİ: SICAK

.:K:.

KAAT: KAĞIT
KELER: KERTENKELE
KEMSÜK: MEYVE YANDİKTEN SONRA KALAN KISMI
KENEF: TUVALET
KEPELEK: KELEBEK
KERMELİK: HAYVANLARIN GÜBRELERİNİN BİRİKTİĞİ YER
KÜRÜMEK: SIYIRMAK
KÜRÜN: KIZAK, TAŞIMA ARACI

.:L:.

LÖS LÖS: UYUŞUK

.:M:.

MAHANA: BAHANE
MERAM: İSTEK AMAÇ
MEŞERBE: SU İÇİLEN KAP
MIK: BÜYÜK ÇİVİ
MİLE: MİSKET
MUŞMULA: BİR ÇEİT MEYVA, TÖNGEL

.:N:.

NAAU: NE
NAH: AL

.:O-Ö:.

OBA: EV ZİYARETLERİ
OBACI: MİSAFİR
OHA: HAYVANLARA DURMASI İÇİN SÖYLENEN SÖZ
OKARI-OKARI: YUKARI YUKARI
OYAN-BİYAN: ÖTEYE BERİYE
ÖRÜZGAR: RÜZGAR

.:P:.

PAKLA: FASULYE
PEE: TAŞ TOPLULUĞU
PEŞGİR: HAVLU
PIRTI: GİYECEK
PİSİK: KEDİ
PONTUL: PANTOLON
POUL: TAZE MISIR
PUMBUK: YUMRUK
PÜSKÜRÜT: BİSKÜVİ

.:S-Ş:.

SAC: ÜSTÜNDE ÇÖREK PİŞİRİLMEYE YARAYAN ALET
SAHAN: METAL TABAK
SAY: KAYA
SEKMEN: TAHTADAN YAPILMIŞ OTURAK
SELAMETLEMEK: UĞURLAMAK
SIÇAN: BÜYÜK FARE
SIBIRTLAMAK: SIYIRMAK
ŞIRILDAMA: PARLAMA
ŞİNDİ: ŞİMDİ

.:T:.

TAFLAN: KARA YEMİŞ
TAM: SAMAN KOYULAN YER
TEKDURAN YERE: SEBEPSİZ
TEPÜNKÜ: TEKME
TEREK: TAHTADAN YAPILMIŞ MUTFAK RAFI
TEVEK: KENDİR KETEN
TOSARMAK: KÜSMEK
TÖMBELEK: BAYRAM ARİFESİ PARA TOPLAMAK İÇİN EVLERE YAPILAN MANİLİ ZİYARETLER
TÖMELMEK: ÇÖMELMEK
TÖNGEL: MUŞMULA
TÜNEKLİK: TAVUK KÜMESİ

.:U:.

UKARI: YUKARI
ULA: ERKEĞE MAHSUS BİR HİTAP SÖZÜ
URGAN: HAYVANLARIN BAŞINI BAĞLAMAK İÇİN KULLANILAN KALIN İP
USULCAKGENE: YAVAŞCA
URYA: RÜYA
ÜDDEK: ÖDLEK, KORKAK
ÜZMEK: KOPARMAK
ÜZÜLDÜ: KOPTU

.:V:.

VARA: VARYA

.:Y:.

YABA: HARMAN SAVURMAKTA KULLANILANÇATAL BİÇİMİNDE AĞAÇTAN YAPILMIŞ ALET
YAL: HAYVANLARA PİŞİRİLEREK VERİLEN YEM
YALANUZ: YANLIZ
YAMSUK: YASSI
YAYMAK: OTLAMAK
YEYGÜ: HAYVANLAR İÇİN HAZIRLANAN KIŞLIK YEM
YONGA: KESİLEN VEYA YONTULAN ODUNDAN ÇIKAN PARÇACIKLAR
YUMAK: YIKAMAK

.:Z:.

ZABAÇÇAK: YARIN
ZAHRA: DEĞİRMENDE ÖĞÜTÜLMEYE GÖTÜRÜLEN TAHIL
ZATI: HİÇ
ZEĞET: BİRAZDAN
ZEMBİL: DOKUMA SIRT ÇANTASI
ZİBİL: ÇÖP
ZUMBUK: YUMRUK

HAZIRLAYAN: MESUT ÖZER
 

 

 

 

 

GİYİM-KUŞAM

ATALARIMIZIN TRABZONDA KULLANDIĞI GİYSİLER

Giysiler daha ziyade koyun-keçi yününden dokumalardı. Ayrıca kendirden dokunan keten giyecekler ve gurbete giderek alınabilen giysilerdi.

Erkekler, pantolon yerine yünden zipka, şal; tevekten gömlek, yün çorap, çarık, fes veya kuşak giyerler; yırtılan, sökülen yerleri devamlı dikerek(sırıma) yıllarca kullanırlardı.

Kadınlar, yün peştamal, yün şal, keten gömlek, kuşak(bele sarılan), yün çorap, çarık, gütni yallık(yakalık), tabla, çember giyerlerdi.

Ama günümüzde tamamen terzi ve konfeksiyondan giyinilir.
Ayakkabı, gömlek, kıravat yaygındır. Erkeklerin günlük giyimleri ile pazara veya uzak yolculuklara çıkarken giyimleri arasında çoğu kez belirgin bir fark olmaz. Ancak eskiden bir erkeğin kıyafetini şu giysiler oluştururdu:

Fes/Kuşak(Guşak): Erkekler için fes başa konur, kuşak ise başa sarılırdı. Tamamen yünden ve yerli dokuma idi. Bugün eski fes ve kuşak pek kullanılmamaktadır. Fes yerine şapka veya fotör takanların sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. Daha ziyade başlar açık bulunmaktadır.

Göynek: Bugünkü atlet veya fanilanın yerini almaktaydı. Tamamen yerli dokumadır. Hammaddesi tarlada yetiştirilen kenevir kabuğudur. Bu bitkiye halk kendir der. Bunun dokunmuş kumaşına halk tevek der. Göynek tevekten biçilir ve dikilirdi. Bugün artık kullanılmaz. Bütün tevek dezgahları dağıtılmış, yerini hazır giyim almıştır. (Bu dokuma işinin nasıl yapıldığını ilerki bölümlerde ayrıntısına kadar anlatacağız).

İç don: Eskiden adına tevek donu denirdi. Bu günkü kilot, şort yerine giyilirdi. Bu da aynı göynek gibi yapılırdı.

Zipka/Pantolon(Pontul): Bu pantolonun paçaları çok dar ve yanlardan düğmelidir. Bunun tam aksine yukarısı oldukça geniştir. Yün dokuma kumaştan yapılır. Tamamen yerlidir. Yün dokumacılığı, tevek dokumacılığına göre tamamen farklıdır. Tanıtmaya çalıştığımız zipka, pantol bugün artık giyilmez, yerine normal pantolon giyilmektedir.

Ceket(Ceget): Yine yün dokumadır. Zipka pantolon ile takım olarak giyilir. Takımın rengi, alt-üst siyahtır. Bugün zipka gibi bu da artık giyilmez; yerini, konfeksiyon ve terzi imali ceketler almıştır.

Çorap(Corap): Halkın corap înesi dediği küçük şişlerle-yün ipliğinden-elde örülmektedir. Rengi, yünün rengidir; boyama yapılmaz. Bugün kış mevsimlerinde bu çoraplar hala giyilmektedir.

Çarık(Çaruk): Deriden elde yapılır, ayağa giyilirdi. Eskiden ayakkabı yaygın değilken tamamen bu çarıklar giyilirdi. Ancak uzun süre dayanıklı değildi. (Çarığın nasıl yapıldığı, ilerki bölümlerde ölçüleriyle birlikte ayrıntılı olarak anlatılacaktır).

Görüldüğü gibi; eskiden hiç para harcanmadan sağlanan giyim, bugün ağır paralara mal olmaktadır. Yerli malı kullanma alışkanlığı teşvik edilir ve geliştirilirse giyim daha ucuza mal olabilir. Bunun gibi, eskiden herkesin yağı, sütü, yumurtası kendi ürünü iken bugün bunlara para verenlerin sayısı bir hayli fazladır. Üreticilikten tüketiciliğe doğru hızlı bir geçiş göze çarpmaktadır. Kadınlar da, bugün tamamen para ile çarşıdan giyinmektedir. Eskiden el dokuması yerli ürünlerle yarı yarıya giyinmek mümkündü. Kadınların, eskiden giydiği elbiseler şunlardı:

Yallık/Yarlık: Kutnu denen kumaştan yapılırdı. Bu kumaşı, pamuk ya da ipekle karışık, kalın, ensiz kumaş diye tanımlayabiliriz. Kadınlar bunu, dört ucundaki ipleri vasıtasıyla yakalarına, göğüslerinin üzerine takarlardı. Bugün kesinlikle yok oldu. Genç kızlar içinde belki adını bile duymayanlar vardır.

Çember(Cember): Yerli yazma'dır. Yemeni tipindedir. Karadeniz'e mahsus özel tip bir dokumadır. Hanımlar, başını örtmede kullanırlar. Siyah üzerine beyaz renkte ince desenler yapılmıştır. Kadınlar arasında bu desenler pisik çavunu (kedinin ayak izi), veya dallı diye adlandırılmaktadır.

Tabla: Yukarıda anlattığımız çembere bir ilave ile değişik bir görünüm, bir tür model olarak başa sarılan şekli. Tablada iç sargı, çiçekli kısmı öne gelecek şekilde köşeli bir görünüm arzeder. Bu sargının açık bıraktığı kısımlar da, diğer çember ile kapatılarak normal yazma şeklinde sarılır. Tabi bu tabla sarma işi, biraz da beceri gerektirir. Düğün ve benzeri özel günlerde genç kızlar, kendine göre daha usta bulduğu arkadaşlarına rica ederek kendi tablasının da güzel olabilmesi için yardım ister. Bugün bu kıyafet de, yerini tamamen normal yazmaya bırakmıştır. Sadece özel gelin kıyafetinin bir parçası olarak gelinlere yine sarılmaktadır.

Fistan(Fisdan): Kadın elbisesidir. Vücudu yukarıdan aşağıya kadar örtmektedir. Kendine göre özel, mahalli dikiş şekli vardır. Mahalli terziler bu ihtiyaca cevap vermektedir. Etekleri kıvrımlı, yakaları kıvrımlı ve işlemelidir. Bu işleme makine ile yapılan zik-zak renkli dikişlerden ibarettir. Etekleri üst üste bindirilerek kırmalı dikilir.

Bel kısmı daha dar, uzunluğu diz hizasına kadardır. Fistan henüz tamamen ortadan kalkmış değildir. Yine gelinlere giydirildiği gibi halktan da genç kız ve kadınlar ara ara giymektedirler. Bu tip fistanlar bugün dünya moda evlerinde Şoray modası, Çingene modası adı altında piyasaya hakim olma yolundadır. Kıvrımlı tipleri bu yolla ağır paralarla satılmaktadır. Köydeki yerli kadın terzileri bunun çok daha iyisini dikmektedirler.

Kuşak(Guşak): Kadınların bırakamadığı, bu gün de hala her kadının kullandığı hatta kullanmayanların belki biraz da ayıplanmasına sebep olan bir kuşamdır. Kuşak, her dönemde para ile alınmış, hiçbir zaman yerli olarak dokunmamıştır. Kuşak, bele sarılır. Kalın dokumalı, kırmızı-sarılı renkte ve yündendir.

Peştemal(Peşdambal): Kuşağın üzerine sarılır. Fistan hizası uzunluğundadır.Yana ve arkaya olmak üzere iki türlü bağlama şekli vardır. Fakat genellikle yana bağlanır. Peştemal, iki türlüdür. Eskiden, yerli dokuma, yün olanları kullanılırdı ki, bunun rengi siyah idi. Bu türleri artık yok oldu. Yerini, para ile alınan ve genellikle Trabzon-İskefiye(Çarşıbaşı) köylerindeki tezgahlarda dokunan kırmızımsı ve beyaz renkte geniş çubuklu, pamuklu dokuma olanı almıştır. Beyazının parlaklığına göre ve kırmızısının koyuluğuna göre kara peştemal(peştambal) ve beyaz peştemal olmak üzere bu da ikiye ayrılır. Bugün hep bu iki çeşit kullanılmaktadır.

Yörekbağı : Genç kızlar, beline ve peştemalın üzerine sararlar. Tamamen yerli dokumadır. Ham maddesi, renkli yün ipleridir. Genişliği, iki santimi pek geçmez. Uzunluğu, iki metre civarında olur(Kullanacak olanın bel genişliğine bağlıdır). Ucu, aynı tür iplerle yapılmış püsküllerle donatılmıştır. Bugün artık kullanılmamaktadır.

İşlik / Yelek : Bugün yelek olarak bilinen bu giysinin eski adı işlik idi. Ancak işlik'le yelek arasında farklılıktan da söz edebiliriz: Yelek, işliğin biraz daha geliştirilmiş şeklidir, diyebiliriz. İşlik, kadınların giydiği kollu bir tür ceket iken yelek; kolsuz, renkli kumaşların ve üzerindeki nakışların bir kompozisyonudur. Yeleği, yine mahalli terziler yapmaktadır.Yelek, genç kızların zekle giydiği bir giysidir. Düğün-dernek gibi özel günler ve bayramlarda giyimin bir parçası olma özelliğini hala sürdürmektedir. Yelek, önden düğmesizdir. Uzunluğu, bel hizasındadır. İşlemeli kısmı, daha çok ön ve etek kısımlarıdır. Son zamanlarda, sarı rengin hakim olduğu yelek, yaygınlaşmaktadır.
 




 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HALK OYUNLARI

HORON: İnsan topluluklarının insanlık tarihi kadar eski, gelenek ve göreneklerinden biri de horondur, insanların karakter yapılarının yaşantı biçimine yansıması ile birden fazla insanların isteği dahilinde birtakım hareketlerin oluşturduğu ahenk biçimidir.
Horon genellikle davul, zurna, kemence veya az da olsa kaval eşliğinde insanların kol kola tutuşarak sağa doğru hareket etmek suretiyle, çalgı aletlerinin ritmine uyularak dizlerin gevşeyip toplanmasıyla oluşturulan kıvrak ve canlık hareketler topluluğu sonucu meydana gelir. "Horon tepme" şeklinde konuşulur. Komutla oynandığı gibi kız (ba­yan) horonlarında komuta bağlı kalınmadanda oynanır.

Yayla şenliklerinde şenlik merkezine doğru gidilirken, tek ayak hareketleriyle ileri doğru canlı fakat az yol alınarak hareket edilir. Erkek insanların büyük bir kısmı, gençlerin ise tamamına yakını kurulan horon halkasına katılır. Figürler genelde birbirine benzemekte olup sıksara, horipsin ve adı konmayan figürler horon tepenin becerisine bağlı olarak uygulanır. Ayak hareketlerine bağlı omuzların titrek hareketlerine özen gösterilir. Erkek horonlarında sıksara oynanırken komutla (genelde çalgıcılar komut eder) kollar yukarı kaldırılır 3-5 dakikada böyle tepildikten (oynandıktan) sonra aşağı alma figürü 3 kez tekrarlanır. Bu figürde dizlerin yere değdirildiği de görülür. Horonlarda topluluğun coşku ve neşeye dayalı esprisi hakimdir. Bu zamanlarda insanların daha coşkulu daha mutlu oldukları
Horonun oynandığı yer, bir evin içi, bir tarla, bir yayla çimenide olabilir. İnsanlar arasında kendiliğinden oluşan kurallı ahenkler manzumesidir.

Bölgemizde horonun atik, kıvrak ve çabuk hareketleri, suyun kaynaması hamsinin kıvrak hareketleri insanlarının atik ve çevik olduğunu anımsatır. Kızlı erkekli olduğu gibi sade kız; sade erkeklerce de oynanabilir. Kız ve erkek horonları oynanırken becerikli ve gönüllü kişilerce mahalli türkü eşliğinde de oynanabilir.

Bölgedeki yayla şenliklerinde en çok adını duyurmakla birlikte yöredeki hemen hemen her insan tarafından oynandığı için ekip kurmak suretiyle oynanması fazla ilgi çekmez. Bu bakımdan folklor yarışmalarında fazla adını duyurduğu söylenemez.

Bayanlar, zaten folklorik kıyafet giyen giysilerle erkekler de ise beyaz gömlek üzerine siyah veya lacivert yelek ve pan­tolon beyaz çorap siyah ayakkabı giydikleri bunları tabanca ve köstekli saatle süslenerek oluşan görüntüler hakimdir.


TURA (YESİR) OYUNU:
ilçemizin, Simenli, Sütpınar.Sayvançatak ve Çamlıca köylerinde genellikle dini bayram günleri ile "otçular hafta­sı" şenliklerinde yaylalarda oynandığı başlangıcı belli olmayan "Tura" (Yesir) oyunu oynanmaktadır. Bölgemizde bekar gençlerin birebir konuşmaları uygunsuz kabul edildiğinde bu oyunda evlenecek gençlerin birbirlerini daha iyi tanıma sonucu evlenme ile sonuçlandığı da görülür.
Oyun oynanacak yerde olanlar ikiye ayrılırlar. Bu ikiye ayrılmayı A ve B kalesi olarak da adlandırırız, ikiye ayrıl­manın eşit olmasına dikkat ederlerse de bile bir tarafa iki-üç kişinin fazla olması herhangi bir yanlışlık sayılmaz ve oyun oynanır.
-A- kalesinden çıkan bir kişi oyun alanına doğru ilerler. Bunu -B- kalesinden çıkan bir kişi vurur (yani elle temas eder), vurulan kişi -B- kalesine geçer. Vurulmadan geri dönüş yapabilirse yine -A- kalesinin oyuncusu olarak oyuna devam eder.
-A- kalesinden çıkan kişiyi -B- kalesinden vurmaya gelen kişi yine -A- kalesindekilerce takip edilir, eğer takip so­nu -B- kalesinden çıkan vurulursa vurulan kişi o zaman -A- kalesinde bekler. Oyun bazen kaleleierin birinde adam sayısının bire-ikiye inmesi ile yeniden taksim olunarak devam eder veya iki, üç kişiye inmesi beklenemez, kaleleie­rin birinde azalma olursa, azalan taraftan birisi çok azaldık gelin yine paylaşalım ve oynayalım der.
Eşit olacak paylaşma yapılır ve oyuna devam edilir. Oyun her iki taraf veya taraflardan birisi çok yorulduklarını ifade ederse sona erer. (Bu oyunlarda bekar kız ve erkekler evlenmek için anlaşmada yaparlar. Sonunda kızı istetir­ler, vermezlerse çok azalmasına rağmen kaçıp alma ile evlenme olayları olmuştur.
Oyun esnasında kalesinden çıkanı vurmaya gelen olmazsa, kalesinden çıkan kişi karşı tarafı tahrik etmek için vursanıza gibi sözcüklerde söyler (var mı vuracak gibi).


 

YÖRESEL YEMEK ÇEŞİTLERİ

1.Galdırîk Gavurması: Galdırîk denen geniş yapraklı ot toplanır, yıkanır, bıçakla marul salatalığı biçiminde doğranır. Süzgece konur ve suyunun sarkması beklenir. Ateşte kaynayan suya dökülür. Yeterince haşladıktan sonra tekrar süzgece boşaltılır ve suyu iyice süzdürülür. Daha önceden ayrıca haşlanmış olan renkli fasulye(barbunya) ile belli bir oranda karıştırılır. Bu oran, yaklaşık yarı yarıya olur. Karışım bir kenara alınır. Tencereye soğan doğranır, yağ yakılır ve üzerine bu karışım dökülür. Ateş üzerinde bir müddet kavrulur. Servis yapılır. (Tuzu haşlanırken atılır).

2.Pancar Çorbası: Bahçeden, tarladan toplanan kara lahana seçilir, çürükleri ayıklanır; sonra sofra üzerinde bıçakla ince ince doğranır. Bazıları doğradıktan sonra yıkama yoluna giderler, ancak bu yanlış olup yıkama işini doğramadan önce yapmak gerekir. Çünkü bu şekilde yıkanınca, lahananın besin değeri düşmektedir.

Doğranan lahanaya göre ayarlanmış su, ateşe bırakılır. Su, kaba dökülmeden önce dibine yağ yakılır, soğan doğranır. Kaynama esnasında bu suyun içerisine, ayrıca haşlanmış olan renkli kuru fasülye ¼ oranında karıştırılır. Arkasından da doğranan lahana, bu suyun içine dökülür. Karıştırılır. Hemen arkasından biraz mısır unu kaşıkla çorbaya çalınır, yani karıştırılır. Tuzu, biberi atılır; bibersiz olanı pek rağbet görmez. Yirmi, yirmi beş dakika normal ateşte kaynatılarak pişirilir. Servise hazırlanır. Bu çorbanın içine mısır ekmeği doğrayarak yenir. Bu, bölge insanı için çok özel bir zevk ve özelliktir.

3.Yâlaş/Yağlaş: Üç türlü yâlaş vardır: Fırın darusu yâlaşı/ Gatık yâlaşı / Peynir yâlaşı.

a.Fırın darusu yâlaşı: Bunun adı, fırında kurutulmuş mısırın değirmende öğütülmesiyle elde edilen undan yapılmasından dolayı fırın darusu yâlaşı olmuştur. Bunun için önce fırın darusu ununun nasıl elde edildiğini görelim:

1930lu-40lı yıllarda gübre olmadığı, tarım usulleri iyi uygulanamadığı için halkın ekmek yapmakta kullandığı mısır çok az olmakta, ihtiyaca cevap vermemekte imiş. Esasen, anlatıldığına göre; halk bu yıllarda çok açlık çekmiş, burada adını verdiğimiz bir çok ot yemeğini de o zorlu yıllarda tespit etmiştir.

Bu verimsiz kıtlık yıllarında Yaz gelmesine rağmen yeni mısırın hala erginleşmemiş olmasından ve de eski mısırların tamamen bitmiş olmasından dolayı halk buna bir çözüm şekli getirmiş. Henüz yeterince olgunlaşmayan, değirmene götürülebilecek kadar kurumamış olan bu mısırları vaktinden önce toplayıp, sapından ve talaşından ayırarak köyün belli yerlerinde halk tarafından ortak yapılan fırınlarda kurutma ve sonra da değirmende öğütme yoluna gitmişlerdir. Adını ettiğimiz bu fırınlarda kurutma işlemi bir sıra dahilinde yapılmakta, mısır yanında keşkül denilen kabak kızartmaları da yapılmaktaymış.


Bu fırınlar, yerden 70-80cm. ağız hizası yüksekliğinde, tamamı ise 2-2,5m. yüksekliğinde olan, üzeri kubbe şeklinde, tamamen kesme taştan yapılmış yapılardır. Tabi bugün bunlar kullanılmamaktadır ve çoğu da yıkılmıştır.
Bu fırınlarda kurutularak değirmende öğütülen unun adı, fırındarusu unudur ve kendine özel bir tadı vardır.


Yeri gelmişken bu mısırların nasıl fırınlandığını, fırının nasıl yakıldığını da burada açıklayalım:
Fırının içi odunla doldurulur. Bu odunlar fırının ağız kısmına yakılan küçük ateşle tutuşturulur. Odunlar yanar, bol miktarda közü oluşur. Bu köz, demir tırmık ile fırının içine yayılır, bu vaziyette bir miktar bekler. Bu süre içinde fırının her yanı kızarır, ısınır. Bu duruma getirildikten sonra, içerdeki bütün közler tırmıkla çekilir ve fırının içi boşaltılır. Arkasından da genişçe yapraklı, yaş bir ot olan yîdin demeti, uzunca bir ağacın tepesine sarılarak bu saplı süpürge ile fırının içi bir kez daha elden geçirilir, süpürülür ve tertemiz yapılır. Süpürme sırasında, arada bir, ikinci bir kişi yeşil süpürge üzerine bir miktar su serper ve ıslatır ki, böylece kalabilecek olan bütün kül artıklarının temizlenmesi sağlanır.
Tarladan toplanmış, sapından ve koçanından ayıklanmış baş mısırlar, fırına doldurulur. Genellikle gelder denilen araçla ölçülü olarak doldurulur. Sonra fırının ağzı kapaklanır. 15-20 dakika sonra kapak biraz açılır ve fırının acı buğu alınır. Yani yaş mısırdan çıkan su buharı dışarı atılır. Sonra fırının ağzı tekrar kapaklanır ama bu kez kapağın kenarları yapışkan bir çamur ile macunlanır, iç kısmın dışarı ile teması kesilir, soğuma yavaşlatılmış olur. Bundan sonra, tekrar birer saat ara ile kapak yine açılır ve biriken su buharı dışarı alınır.


Bir günün sabahında başlayan fırın yakma işi öğle saatlerinde bitirilir ve mısır doldurulmuş olur. Akşam saatlerine doğru da bu mısırlar kurumuş olarak fırından çıkartılır. Böylece yaklaşık olarak 7-8 saat fırında kalmış olur.

Fırından çıkartılan mısırlar yerli, yün dokuma çuvallara doldurulur ve eve taşınır. Bu işlemlerin yürütülmesinde karşılıksız yardımlaşma her zaman bir komşuluk
görevi bilinmiş, bugün de fırın işi olmasa bile diğer birçok alanda hala yardımlaşma devam ettirilmektedir. Bu şekilde eve taşınan mısırlar dibek denen ağaçtan oyularak yapılmış, oldukça kalın ve içi boş olan aracın içine dökülerek dövülür. Yani mısır dâne halinde getirilir. Dövmek için ise, ucu yuvarlak ve kalınca, tutulan kısmı ise nispeten ele gelecek biçimde inceltilmiş çimşir ağaç(eldeç) kullanılır.

Dibeğin ağız kısmı 70-80cm. genişliğinde, alt kısmı 40-50cm. genişliğinde, içi bir bardak içi kavisliğinde-daha çok bir kadeh içi gibi-ağaç oymadır ve altı düzdür. Kenarlarında iki adet oyma sırasında bırakılmış gulp, yani sap vardır.

Dibekte dövülen mısır dâne haline dönüşmüştür; geriye kalan kısmına güdüne denir. Dâne mısırlar got'a doldurularak, rüzgarlı bir günde yüksekçe bir yerden aşağı doğru yavaş yavaş dökme suretiyle kepeğinden ayrılır. Buna daru savurma denir. Altına yerli dokuma çul veya dastar serilir ve daneler onun üzerine dökülür.

Kepeğinden ayrılan fırın darusa, üstübü çovalı adı verilen, kenevirden dokunmuş çuvala doldurulur. Buna zahra denir. Yani zahire. Hayvan veya insan arkasında değirmene götürülür, öğütülür. Bu, fırın darusu unu'dur.

***
Bu undan fırın darusu yâlaşı da şöyle yapılır:

Tavaya, yiyecek insan sayısına göre soğuk su dökülür. Su ateşte kaynamaya başlayınca fırın darusu unu ağaç kaşığı yardımıyla suya çalınır, yani karıştırılır. 15-20 dakika kaynadıktan sonra koyulaşır. Bu sırada tuzu da ilave edilir. Tuzu suyuna da atılmaktadır ama genellikle piştikten sonra atılır ve karıştırılır. Çünkü suyuna atıldığı zaman bakır kabın kalayını düşürmektedir.

Bu şekilde pişen yalaş, küçük kaplara bölünür. Üzerine, ayrı bir kapta eritilen tereyağı dökülür veya yağ eritilmeden orta bir yerine bırakılır, kaşıkla banılır. İsteyen yağla birlikte şeker de karıştırır ve öyle servise hazırlar.

b.Gatık Yâlaşı: Gatık yâlaşının hazırlanışı da, aynen fırın darusu yağlaşının hazırlanışı gibidir. Ancak gatık yağlaşında su yerine gatık, yani ayran; fırın darusu unu yerine de normal mısır unu kullanılır. Normal mısır ununa gündarusu unu denir.

c.Peynir Yâlaşı: Öteki anlatılan yağlaşlar gibidir. Bu yâlaşa adını veren peynir, onu diğer yâlaşlardan ayıran en önemli özelliğidir.

Tavaya dökülen su, kaynamak üzere iken gündarusu unu çalınır(karıştırılır). Pişmeye yakın bir zamanda içine doğranmış beyaz peynir karıştırılır. Bu peynirin yağı, tamamen alınmış olmalıdır. Bir müddet de peynirle birlikte pişen yâlaş ateşten alınır; tıpkı diğer yağlaşlarda olduğu gibi üzerine yağ yakılarak servise hazırlanır.

d-Helle: Helle de yâlaşlar gurubundandır. Pişirilişi de tıpkı onlarınki gibidir. Bunun da belirgin iki farklı yanı vardır. Suya çalınan un, bu kez buğday unudur. Bu un,yâlaşlarda olduğu gibi fazlaca çalınmaz ve az koyu olur. Halk bu şekli anlatmak için durucak kelimesini kullanır.
Bu hali de, onun ikinci ayırıcı özelliğidir. Yağ yakılmadan yenir. Daha çok, yeni doğum yapan kadınların birinci sırada yiyeceğidir. İçini sıcak tutar, sütünü bollaştırır.

e-Has Un Yâlaşı: Yapılması ve yenmesi aynen öteki yâlaşlar gibidir. Bunun da tek farkı, kullanılan unun, kabuğu alınmış beyaz buğday unundan yapılmasıdır. Hellede kullanılan un ise kabuklu, değirmende öğütülen buğdayın unudur.

4-Sırgan(Isırgan otu) Yemeği: Isırgan otuna halk sırgan der. İki türlü sırgan vardır. Bunlar Bahar ve Yaz mevsiminde yeşil, teze sırgan kışın da kurutulmuş sırgan'dır.

Kuru sırgan yazın toplanır ve kurutulur. Kuruduktan sonra ufalanır ve un haline dönüştürülür. Tıpkı yalaş gibi pişirilir fakat içine mısır ekmeği doğrenerek yenir; helle gibi az koyudur. Yalaştan farklı yanı içine sarımsak ezilerek pişme safhasında iken karıştırılmasıdır.

Taze sırgan(teze sırgan) otunun uç kısımları toplanır. Ayıklanır. Ateşte kaynamakta olan suyun içine atılır. Biraz kaynadıktan sonra tuzu atılır. Az da mısır unu karıştırılır. Sonra, ucu çatallı mikser görevi yapan fakat ağaçtan yapılmış olan fırıldîk ile 20-25 dakika ezilir. Bu sırada ateş kuvvetli yanmalıdır. Pişmek üzere iken içine ezilmiş sarımsak da karıştırılır, servise hazırlanır. Her iki sırgan yemeği de sıcak olarak ve içine mısır ekmeği doğranarak yenir. Soğumuş sırgan yemeğininin üzerine süt kaymağı dökülerek yenmesi de tercih edilir.

5.Sarma: Mısır el değirmeninde biraz iri olarak çekilir, yani öğütülür. Öğütülmüş mısırdan yeteri kadar tencereye dökülür; biberi atılır, soğanı doğranır; eti, tuzu atılır. Altına da tereyağı eritilir, sıcak su ile yoğrulur. Bu, sarmanın iç malzemesidir. Sonra haşlanmış olan kara lahana içine sarılır, ayrı bir tencereye düzenli ve biraz da sıkı olarak yerleştirilir. Sıkı olmasının sebebi pişerken dağılmasını önlemeye yöneliktir. Tencere içine bu şekilde yerleştirilen sarmaların kenarından biraz da sıcak su ilave edilir ve kısık ateşte pişirilir. Eğer sarmanın eti olmazsa bu tür sarmalara halk, yalancı sarma adı verirler.

6.Ekmek Makarnası(Makannası): Sac üzerinde pişirilen mısır ekmeğinin bayatı, bıçakla parmak kalınlığında doğranır. Yağ tavası denilen küçük bir tava içerisinde tereyağı eritilir, üzerine normal su dökülür, kaynayınca içine şeker atılır ve eritilir. Tatlı balı şeklindeki bu şerbet, doğranmış ekmeklerin üzerine gezdirilerek dökülür. Sıcaklığı soğumadan yemeye alınır.

7.Bulgur Yapımı: Buğday daneleri sıcak su içinde 15-20 dakika bekletilir. Sonra dibek denilen içerisi çukur olan ağaç kap içine doldurulur, eldeç denilen bir araçla dövülür. Bu dövme sonucunda buğdayın kabuğu ayrılır. Bu şekilde biriken kabuksuz buğday rüzgarda savrulur, yani rüzgarın yardımı ile ince kabuklarından arındırılır. Sonra yıkanır, bol suda pişirilir. Sıcak güneş altında iki gün kurutulur. Bu kurutma sırasında sık sık karıştırmak gerekir. Kuruduktan sonra el değirmeninde öğütülür ve bu şekilde bulgur hazırlanmış olur.

8.Ekşi(Êşi) Pancar Çorbası: Gelin yaprağı, keşkül yaprağı, ısırgan otu, kabak yaprağı ucu, ekşi pancar, pezük, bannık otu toplanır; yıkanır. İnce olarak doğranır. Tıpkı pancar çorbasının pişirildiği şekilde pişirilir.

9.Un Çorbası: Kuru fasülye haşlandıktan sonra soğuk su içine dökülür. Kaynadıktan sonra içine azar azar mısır unu çalınır, yani karıştırılır. Piştikten sonra üzerine taze ayran dökülür ve yenir.

10.Helva(Hevla) Yapımı: Daha önce nasıl elde edildiğini anlattığımız fırındarusu unu genişçe bir tepsi içine dökülür. Bu tepsi ocağın üzerine konur; ağaç kaşık yardımıyla tamamen kızarıncaya kadar karıştırılır. Bu arada helvanın şerbeti de hazırlanmıştır. Kızarıp kızarmadığını kontrol için nümunelik olarak bir miktar un kaşıkla alınır ve şerbetle karıştırılır. Rengi pembeleşmiş ise ve un tadı değilse kavurma işi tamamlanmış demektir. Ateşten alınan un, şerbetle karıştırılır ve birbirine tamamen yedirilir. Helva yemeye hazırdır ama ikram kolaylığı için elde top şekline getirilir ve ayrı bir tepsiye bırakılır. İkram edilirken bu top helvanın bir tanesi tabak içinde getirilir.

11.Kabak(Gabak) Çorbası: Kabak, kabuğu doğrandıktan sonra doğranır. Kuru fasulye haşlanır. Tenceredeki soğuk su üzerine önce kabak, sonra kuru fasulye dökülür ve pişmesi için ateş üzerine bırakılır. Pişerken tuzu ve biberi de atılır. Biberli olması, hemen hemen şart gibi bir şeydir. Bibersiz olanı, pek rağbet görmez. Bu şekilde pişirildikten sonra servise hazırlanır. Bu yemek türü, genellikle sonbaharın yemekleri arasında ilk sırayı alır.


12.Turşu(Turçu) Çorbası: Fasulye turşusu, yaklaşık 3cm. boyunda doğranır, tencereye dökülür, üzerine su ilave edilir. Kaynayınca biraz da mısır unu karıştırılır. Turşu, tuzlu olduğundan tuz atılmaz; biberi de karıştırılarak pişirilir ve yenir.

13.Gecin Çorbası/Dizin Çorbası: Bu çorbanın iki adı vardır; dizin adının, taze fasulyenin kuruması için ipe dizilmesinden geldiği kesindir. Ancak gecin kelimesinin anlamı hakkında elle tutulur bir açıklama tespit edilemedi. Fasulye kurutulup kışa saklandığı için, yani geciktirildiği için geç/gecinden kelimesinden gecin denmiş olabilir...

Yaz mevsiminde, taze fasulyeler ipe dizilerek güneş altında kurutulur ve kışa hazırlık olarak saklanır. Her bir dizin bir yemeklik olacak biçimde hazırlanarak kurutulduğu için, Kış mevsiminde yerinden alınan tek bir dizin suda haşlanır. Sonra her bir fasulye, ikiye kesilir. Böylece hem haşlanmış, hem sıcak suda temizlenmiş, hem de yemeklik şekle getirilmiş olur. Ayrı bir kapta kaynamak üzere olan suyun içine dökülür. Kaynarken bir miktar mısır unu çalınır, tuzu atılır. Yarım saat pişirilerek alınır. Gecin çorbası hazırdır.

14.Kabak Kurusu(Gabak Gurusu): Eylül ayında tarladan toplanan kabaklar, girebi ile çırpma yoluyla soyulur, kabuklarından temizlenir. Solması için bir gece dışarıda bırakılır. Solan kabaklar, bir santim kalınlığında ve sicim biçiminde olmak kaydıyla bıçakla ile kıyılır. Sonra iplere asılarak kurutulur. Kuruduktan sonra toplanarak çuvala yerleştirilir.
Kış mevsiminde çokça yenilen yiyecekler arasında yer alan kabak kurusu, şöyle pişirilir: İnce ince doğranan kuru kabak, sıcak suda yıkanır. Pişmesi için kaynamakta olan suyun içine dökülür. Suyu, kabağına orantılı olur. Pişince suyunu çeker. Üzerine şeker ekilerek yenir.

15.Keşkül Kabak(Keşgül Gabak): Kabağın tadı güzel olanı, karpuz seçme yöntemine benzeyen bir yöntemle seçilir, yıkanır. Sonra ikiye, daha sonra da her parça kendi içinde dörde bölünür. Bölme işlemi genellikle balta veya satırla yapılır. Sonra kaşıkla veya bıçakla, kabak parçalarının içindeki kelçikler(çekirdek ve ona bağlı yumuşak kısımlar) ayıklanır. Kazana veya büyükçe bir tencereye kabak parçaları, iç kısımları alta gelecek şekilde üst üste yerleştirilir; üzerine soğuk su doldurulur. Ateşte pişirilir. Bu pişirme, bir tür haşlamadır. Haşlanan kabakların suyu süzülür. Soğumaya bırakılır. Soğuma işlemi, genişçe bir kabın içinde mesela, bir sofra, bir sini veya bir tirki içinde serili halde olur. Soğuyan kabaklar, elde tutularak kaşıkla yenir. En lezzetli kısmı, dip kısmıdır. Bu kısım özellikle kaşıkla kazınmak suretiyle yenir.

16.Keşkek : Kemiksiz et, kuşbaşı yapılarak tencerenin dibine yerleştirilir. Üzerine haşlanmış beyaz şeker fasulyesi(kuru) dökülür. Dibek'te dövülerek kabuğundan ayrılan buğday, yirmi dakika haşlandıktan sonra aynı tenceredeki kuru fasulyenin üzerine dökülür. Sonra üzerine çıkacak şekilde sıcak su dökülür. Hafif ateş üzerinde pişmeye alınır. Pişme sırasında eğer suyunu çekerse, yani su ayarlanmamış ise o zaman tekrar kaynamış su ilave edilir. Pişme işi bitmek üzere iken tuzu ilave edilir. Ateşten alındıktan hemen sonra dövecek denen bir ağaç alet yardımı ile ezilir. Ezme ne kadar iyi başarılırsa keşkek o kadar lezzetli olur. Ezme işi de bitirilince servis yapılır.

17.Kuru Isırgan(Guru Sırgan) Yemeği: Yaz ayında köküne yakın yerinden orakla kesilmek suretiyle toplanan ısırgan otları, çul denen örtü üzerine serilerek gökyüzünde hiç bulut olmadığı bir günde kurutulur. Çok az da bulut olursa bu, ısırganın istenilen kalitede kurutulamaması için geçerli bir sebeptir. Çünkü istenilen renk ve tadı vermez. Kuruduktan sonra iki avuç arasında uzun bir gayretten sonra ufalanır. Ağaç elekte elenir; torbalara doldurulur, rutubeti olmayan yerlerde kış ayları için muhafaza edilir.

Pişirilişi: Torbadan genişçe bir kaba(sahana) alınan kuru ısırgana, aynı oranda, elekten geçirilmiş mısır unu karıştırılır. Bu karışım, tıpkı yağlaş'ın pişirildiği şekilde pişirilir. Ancak tek bir farklı yanı vardır; piştikten sonra ateşten alınma yakını,kabuğu soyularak ince tuz ile ezilmiş olan bolca- sarımsak karıştırılır ki, bu onu çok lezzetli kılar.

Kuru ısırgan yemeği, kar yağmadan yenmez; onu karlı havada pişirip yemek de bir adet halini almıştır.

18.Daru Çorbası/Mısır Çorbası: Mısır, el değirmeninde iri bir biçimde öğütülür. Bu öğütme sonunda mısır, un halinde olmaz; ikiye bölünmüş bir durumdadır. El değirmeninde mısırları ikiye bölme işine daru çekme, çekilen daruya da daru çorbalığı adı verilir. Çekilen daru, elekte elenir ve olabilecek unundan ayıklanır. Ateş üzerindeki ölçülü suyun üzerine dökülür. 15-20 dakika kaynadıktan sonra üzerine, ayrıca haşlanmış olan renkli kuru fasulye(barbunya) ilave edilir. Dibine sarmaması(yapışmaması) için sık sık karıştırılır. Pişmekte iken tuzu ilave edilir. Piştikten sonra üzerine ayran dökülerek yenir.

19.Hıtır: Yine el değirmeninde çekilmek suretiyle hazırlanır. Ama bu sefer normal mısır değil, fırın darusu çekilerek hıtır hazırlanır.(Fırın darusunun nasıl yapıldığı daha önce anlatılmıştı). Değirmende çekildikten sonra elekte elenmeden soğuk suyun üzerine dökülür. Bu su ile pişirilir. Piştiği anda suyunu çeker, pilav görünümü alır. Ancak rengi esmer, daneleri daha iricedir. Tuzu pişme safhasında atılmıştır. Sonra ateşten alınır ve üzerine bol tereyağı yakılarak yenir. 20.Turşu(Turçu): İki çeşit turşu yapılır : Fasulye Turşusu(Pakla Turçusu) ve Pazı Turşusu(Pezük Turçusu).

a)Fasulye Turşusu (Pakla Turçusu)nun Yapılışı: Tarladan toplanan taze fasulyeler seçilir, çürük kısımları ayıklanır ve büyük kazanlarda haşlanır. Birkaç gün önceden su ile ıslanmış, kuruluğu giderilmiş olan büyük ağaç fıçı içerisine haşlanmış fasulyeler doldurulur. Bu doldurma işi rastgele değil, boşluk kalmayacak şekilde ve bastırılarak yapılır. Ayrıca bu esnada fasulyelere bol iri tuz, biber, ezilmiş sarımsak da katılır. Fıçıya, fasulyelerin üzerine çıkacak kadar su doldurulur. Eğer susuz kalırsa turşu ezilir. Fasulyelerin kabarmasını ve suyunu taşırmasını önlemek için fıçının ağzına bir kapak kapatılır, bu kapağın üzerine de bir ağırlık konulur. Genellikle bu, ağır bir taş olur. Sonra bir süre fıçı kontrol altında tutulur. Kış gelmeden de turşunun ağzı açılmaz, halkın deyimiyle fıçı bozulmaz.

b)Pazı Turşusu(Pezük Turçusu) : Tarladan sökülen pazıların kökü, yaprağından bıçak yardımı ile ayrılır. Kök ve yaprak kısımları, turşuluk için ayrı ayrı işlemlere tabi tutulur.
Yaprak seçilir, ayıklanır, doğranır ve haşlanır. Kök kısmı yıkanır, seçilir ve haşlanır. Haşlanan köklerin üzerindeki ince kabuk elde soyulur, sonra da kökler daire şeklinde doğranır. Son şeklini alan kök ve yapraklar karıştırılır; içine biber, ezilmiş sarımsak, tuz atılır. Sonra,-tıpkı fasulye turşusunda anlatıldığı şekilde- fıçıya yerleştirilir. Üzeri yine kapatılır ve bir müddet kontrol altında tutulur. Çünkü suyunu taşırabilir ve bozulabilir.

Gerek fasulye turşusu gerek pazı turşusu kavrularak yenir. Şöyle ki: Fıçıdan çıkartılan turşunun üzerinden bir miktar su geçirilir. Eğer fasulye turşusu ise, her bir tane bıçakla ikiye kesilir. Sonra tavaya bol soğan doğranır, bol tereyağı atılır ve eritilir. Soğan renk bozmaya başlayınca hazırlanan turşu içine dökülür. Bir müddet karıştırıldıktan sonra içine yanmaması için azıcık su dökülür. Beş dakika kaynatılır. Sonra servis yapılır.

 

ÇORBALAR
 

KARA LAHANA ÇORBASI: Bir gece önceden ısladığımız fasulyeleri pişiririz. Yeni derilmiş taze lahanayı ince ince doğradıktan sonra güzelce yıkanır. Bu sırada tence­reye koyduğumuz suyu ve fasulyeyi kaynamaya bırakırız. Su kaynadıktan sonra lahanayı ilave ederek biraz mı­sır unu serperiz. Yemek kaynayana kadar tencerenin ka­pağı açılmaz. Bunun nedeni çorbanın halk deyimiyle hayaslamaması içindir.

Çorba kaynarken mısır ununun az veya çok olduğu görülür. Yemeğin tuzunu da ilave ederek pişirmeye bırakırız. Ara sıra çorbayı karıştırmalıyız ki çorba yanma­sın.
Özellikle kış aylarında tüketilen kara lahana çorbası­nın, sıcak iken odun kaşığı ve mısır ekmeği ile yenmesi önemlidir.

BALDIRAN ÇORBASI: Yağ, salça, soğan, pişmiş fa­sulye (düdek), kırmızı biber ve baldırandan yapılır. Bal­dıran bozkır alanlarda toplanır, seçilir, ince ince doğran­dıktan sonra güzelce yıkanır. Tencerede yağ, salça ve soğan kavrulur. Sonra su ve fasulye ilave edilir. Su kay­nadıktan sonra baldıran koyulur ve tuzu eklendikten sonra pişmeye bırakılır.

SÜTLÜ KABAK ÇORBASI: Kara kabak soyularak dilimlendikten sonra tencerede pişilirilir. Ezilme noktasına gelince suyu süzülür ve iyice ezilir. Ezilen kabağa, süt ilave edilir. Tekrar ateşe konulur ve isteğe bağlı olarak şeker de ilave edilerek biraz daha pişirilir.

TURŞU ÇORBASI: Fasulye turşusundan yapılır. Fasulyeler doğranır; tencerede yağ, salça, soğan kavrulur. Kaynamış su ilave edilir. Turşu tencereye konulur; kaynadıktan sonra mısır unu ilave edilir.

DARI ÇORBASI: Hazır çorbalık alınır. Akşamdan su-
da ıslatılır. Fasulye (düdek) haşlanır. Akşamdan ısladığı­mız çorbalığı tencereye koyar su ile pişmeye bırakırız. Pişmeye başladığında fasulye ilave edilerek pişirilir. Çorbanın suyu pişmeden çekebileceğinden ara sıra çor­baya kaynamış su ilave edilir. Piştikten sonra isteğe bağlı olarak tabağa böldüğümüz çorbaya, yoğurt veya ayran katarak servise sunulur.

ARPA ÇORBASI: Pişirilişi, tıpkı darı çorbası gibidir.

MISIR ÇORBASI: Pişirilişi, arpa çorbası ve darı çorbası gibidir.

HELLE (PEYNİR YAĞLAŞI): Su, mısır unu, tuz, peynir ve tereyağdan yapılır.
Kullandığımız peynir, ev yapımı peynir olmalıdır. Tencereye koyduğumuz su kaynadıktan sonra mısır unu ve tuz ilave edilir. Lapa haline gelince daha önceden parçaladığımız peyniri helleye karıştırılır, güzel bir şekil­de ezilir. Bunu yaptıktan sonra başka bir kapta tereyağı eritmek suretiyle yakarız.
Tabaklara böldüğümüz hellenin üstüne yanmış tere­yağını döker sıcak bir şekilde servise sunarız.

DİZİN ÇORBASI: Yazın toplanan fasulye, ipe dizile­rek kurutulur. Kışın pişen bir yemektir. Önce haşlanır daha sonra tencerede düdek, yağ, salça, soğan kavrulur ve dizin fasulyeleri ilave edilerek pişirilir. Aynı zamanda, geçin çorbası da denir.

HAŞLAMA PAKLA ÇORBASI: Yazın toplanan fasul­yeler haşlandıktan sonra kurutulur. Kışın pişen bir çorba çeşididir. Haşlama pakla (fasulye), akşamdan suda ıslatılır. Haşlanır ve süzülür. Tencerede yağ, salça, so­ğan kavrulur, haşlama pakla ilave edilerek, tuzu da ek­lendikten sonra pişmeye bırakılır. Haşlama pakla çorba­sı pişirilirken, isteğe bağlı olarak acı kırmızı biber ve bulgur da katılır. Buna, fırıngurusu paklası da denir.

KARA LAHANA YIĞMASI: Yöremizde, çok çeşitli malzemeler kullanılarak yapılan bir yemek türüdür, iste­yenin piriç-bulgur/patates; isteyenin sadece pirinç veya sadece bulgur; isteyenin pirinç veya bulgura ek olarak haşlanmış fasulye; isteyenin havuç veya kıyma katarak yapabileceği bir kara lahana yemeğidir.

Önce lahana doğranır ve haşlanır. Haşlandıktan son­ra, soğuk suya dinlenmeye bırakılır. Tencerede yağ, soğan, salça kavrulur; sonra lahanayla birlikte yemeğe katmak istediğimiz yukarıda saydığımız malzemelerden



 

YEMEKLER

KARA LAHANA YIĞMASI:
Yöremizde, çok çeşitli malzemeler kullanılarak yapılan bir yemek türüdür, isteyenin pirinç-bulgur/patates; isteyenin sadece pirinç veya sadece bulgur; isteyenin pirinç veya bulgura ek olarak haşlanmış fasulye; isteyenin havuç veya kıyma katarak yapabileceği bir kara lahana yemeğidir.

Önce lahana doğranır ve haşlanır. Haşlandıktan sonra, soğuk suya dinlenmeye bırakılır. Tencerede yağ, soğan, salça kavrulur; sonra lahanayla birlikte yemeğe katmak istediğimiz yukarıda saydığımız malzemelerden hangisini istiyorsak; o malzeme ile yemeği hazırlarız.
Lahana ve ek malzemeleri koyarken, arada sıvıyağ da dökülür, malzeme bittikten sonra yemeğimizin tuzunu ve kaynamış sıcak suyu ilave ederek pişmeye bırakırız.

TAZE ISIRGAN YEMEĞİ (SIRGAN YEMEĞİ):
Isırgan otundan yapılan bir yemektir, ilkbaharın gelmesiyle yeni yeşermeye başlayan ısırgan otunun baş kısmından uç yapraklar koparılır. Toplanan sırgan ele alındıktan sonra tencerenin kenarına vurularak, sırganın içinde toplanan tozlar dökülür, sırgan güzelce ve dikkatlice yıkanır. Kaynayan suda sırganı başlarız. Bu esnada daha kolay ezilsin diye, biraz mısır unu ilave edilir. Haşlandıktan sonra, suyu ayrı kapta olacak şekilde süzülür.

"Sırçanı alırız, eleğe (süzgece) koyduktan sonra, tahta kaşıkla ezmeye başlarız. Ezdikten sonra, tencereye daha önce süzdüğümüz suyunu tekrar ilave ederek mısır unu ve tuzunu da ekleyerek pişmeye bırakırız. Bolca sarmısak soyularak, başka bir kapta ezdikten sonra, kaynayan sırgan yemeğine ilave edilir.

Günümüzde teknolojinin gelişimi mutfaklarımıza kadar girdi. Eskiden kullanılan süzgeç ve tahta kaşık yeri­ne mikser kullanılır.Mısır ekmeği ile birlikte yenmesi tercih edilir.

KURU ISIRGAN YEMEĞİ:
Bahar aylarında yayla ve mezralarda toplanan taze ısırgan otunu kurutulmak suretiyle yapılan kışın yemek için saklanan bir yemektir.
Yapılışı taze ısırgan yemeği gibidir.
ister taze ister kuru sırgan yemeğinde, soğuk iken sırgana süt kaymağı veya süt katarak da yenebilir.

SIRIM KABAĞI:
Kabak satır veya baltayla kabuk kısmı yontularak soyulur. Soyulduktan sonra, ortadan kesilerek tas şeklinde çangal ağacına takılır ve kurutulur. Normal kuruduktan sonra, şerit halinde uzun uzun kesi­lip yine çangalın dallarına bağ halinde takılarak kurutu­lur.
Bu yemek çeşidi, genellikle kış aylarında yapılır. Kurutulmuş kabak yerinde alınarak 2-3 cm uzunluklarında kesildikten sonra, kuru fasulye ile birlikte pirinç veya bulgur eklenerek yapılan yöresel bir yemektir. Mısır karıştırılarak ekmek yapıldığı da görülür.
iyi kabak seçilerek 5x15 ebatlarında parçalanarak, pişirilmek suretiyle parça kabak adıyla da yenmektedir.

BEZİRGAN AŞI:
Bayat mısır ekmeğinden yapılır. Önce, tencerede yağ eretilir; bayat mısır ekmeği küçük parçalar halinde doğranır. Yağın üzerine su ilave edildikten sonra, kaynamaya bırakılır. Kaynadıktan sonra, ekmeği dökeriz ve biraz daha kaynamaya bırakırız. Tuz da katarak sıcak bir şekilde servise sunulur. Yöremizde, bazı yerlerde şeker katıldığı gibi şeker katılmadığı da olur.

KEŞKEK: Kuru fasulye, dövülmüş buğday, inek veya öküz eti, tuz ve undan yapılan bir yemektir. Buğday ve kuru fasulye güzelce yıkanır ve ayıklanır. Et doğranır. Fasulye haşlanır. Bunun özel kazanları, saç ayakları,ocakları vardır. Kazanların en altına et, fasulye, buğday yerleştirilir. Tuz eritilmiş olarak sıcak su ile ilave edilir. Kazandaki keşkek eldeç (odundan yapılmış keşkek ez­me aracı) kazanın içine batırılıp çıkarılarak dondurmak suretiyle, eldeçlerin arasında ve yanlarak sıkıştırılarak ezilmeye tabi tutulur. Yenecek duruma geldiğinde halka ikram edilir. Mısır ekmeği ile yenir.

Keşkek yöremizde genellikle Ramazan Bayramı'nda yapılır. Hazırlıklar Arife Günü'nde başlar. Bayram namazından sonra, bayramlaşma olur. Bayramlaşma bittikten sonra keşkek yapılan ev halkı duyuru yaparak gelenlere ikram eder.

Uzun yıllar devamede gelen ve gelenek ve göreneklerimiz arasında önemli bir yeri olan Keşkek'in, bazı davetlerde de yapıldığı görülmektedir.

FASÜLYE KAVURMASI: Fasulye haşlandıktan sonra süzülür. Bolca sarmısak ile birlikte bolca tereyağda kavrulur. Mısır unuyla birlikte kızartılır.

HAMSİ TAVA: Hamsi güzel bir şekilde temizlendikten sonra tuzlanır ve mısır unu ile birlikte unlanır. Tavada kızdırılan yağın yardımıyla, güzel bir şekilde kızartılır. Kızardıktan sonra, üzerine limon sıkılır afiyetle yenir.
Haşlanmış hamsinin, patates dilimlerinin üzerine konulmasıyla soğan ilave ederek bağlamasının da yapıldığı görülür.

PATATES HAŞLAMASI: Patetes güzelce yıkanır ve kabuğu ile birlikte doğranır. Tencereye koyup tuz ilave ederek haşlanır. Haşlandıktan sonra süzgeçte (iliştir) süzülerek yemeğe hazır hale gelir.
Patatesin olduğu gibi, fırınlara konularak pişirilip yenmesi başka bir yemek çeşididir.

GALDIRIK KAVURMASI: İlkbaharda toplanan gaydiriklerin yaprakları ayıtlandıktan sonra sapı doğranarak haşlanır. Sarmısak ile birlikte kavrulur.
Galdiriğin mısır unuyla unlandıktan sonra kızartılarak yenmesi de ayrı bir yemek çeşididir.

LAHANA DOLMASI: Kara lahana, pirinç, bulgur, soğan, salçadan yapılan yöresel bir yemektir, ilk önce dol­mamızın harcını hazırlarız. Bunu yaparken isteğe bağlı olarak pirinç veya bulgur ya da her ikisini de kullanabiliriz, (ince mısır kırmasının kullanıldığıda görülür). Pirinci ve bulguru seçtikten (ayıklandıktan) sonra güzelce yıkarız. Tencereye tereyağ, sıvı yağ, soğan, salça, baharatı (kırmızı biber) karıştırarak kavururuz. Kavurduktan sonra bulgur, pirinci, tuzuda koyarak kavurmaya devam ederiz. Kavurma esnasında az miktarda su ilave edilebilir. Harcın tam olarak pişmesine gerek yoktur. Çünkü dolmayı sardıktan sonra harç nasıl olsa pişecektir.

Sıra lahananın haşlanmasına geldi. Önce su kaynatılır, lahana suyun içine koyularak haşlanır. Haşlandıktan sonra lahana süzülerek, üzerine soğuk su dökülür ki lahana çok fazla haşlanmasın ve dolma sarılırken yırtılmasın.
Dolma sarılırken lahana ikiye bölünür (büyük olanlar) ve önceden hazırladığımız harcı içine koyarak sararız.

Sarılan dolmayı dibine bir sıra lahana yaprağı serilmiş tencereye güzelce dizerek, kaynamış su, tuz ve isteğe bağlı olarak soğan doğranarak pişmeye bırakırız. Dolmanın üzerine lahananın kalın sapçıklarından konur ve üzeri bir sıra lahana yaprağı ile kapatılır. Dolmaların açılmaması için su kaynamaya başladığında yemeği kısık ateşe almalıyız.

NOT: isteyen dolmanın harcına et veya kıyma da ilave edebilir...




 

TURŞULAR

FASULYE TURŞUSU: Fasulye turşusu yapılırken dikkat edilmesi gereken şeyler vardır. Bunlar; fasulyenin taze ve canlı olması gerekir. Turşuya ilave olarak yeşil domates, biber, küçük salatalık katılabilir.

Önce fasulyeler toplanır, haşlandıktan sonra soğumaya bırakılır. Turşu koyulurken haşlanan fasulye tuzlu suya batırırız. Tuzlu sudan alınan fasulye, bidona veya fıçıya koyulur, üzerine ek malzeme koyulur, tuz ve sarmısak eklenir. Malzeme bittikten sonra suyunu ve tuzu­nu ilave ederek bidonun (fıçının) ağzı kapatılır. Turşunun suyu, malzemenin üstünde olmalıdır ki üstü bozulmasın.

Turşu yapılırken, fasulye çok başlanmamalıdır. Çünkü, tuzun da yardımıyla çok haşlanan fasulye ezilir.Bu şekilde dört mevsim tüketilen yemek çeşidi hazırlanmış olur. Fasulye turşusunun çorbası yapılır, kavrularak haşlanmış patatesle soğuk olarak tüketilir.

KiRAZ TURŞUSU: Kiraz toplandıktan sonra temizlenir. Bidona önce kiraz sonra tuz ve su ilave edilerek bi­don doldurulur ve ağzı kapatılır.
Kiraz turşusunu kavururken kirazın çekirdeği çıkarılır. Yağ, soğan veya pırasa yaprağını kavurur; üzerine kirazı döktükten sonra kaynamaya bırakırız.

PAZI (PEZİK) TURŞUSU: iki türlüsü yapılır. Birincisi; sadece sapı ile yapılan turşu, diğeri pazının tümüyle (sapı, kökü ve yaprağı) yapılan turşu.
Kiraz turşusu gibi yapılır. Sadece sapı ile yapılacaksa; pazı toplandıktan sonra sapını yaprağından ayırırız, haşlandıktan sonra sapı, sarmısak, tuz isteğe bağlı olarak biber koyar, bidonu doldurur, suyunu da ilave ederek bidonun ağzı kapatılır.

Tümüyle yapılacaksa; kökü ayrılır, diğer yerleri doğranır ve ayrı bir kapta haşlanır. Kökü haşlandıktan sonra, kabuğu soyulur ve parçalara bölünür. Bidona koyar-keri kök, diğer malzemeler, tuz, sarmısak ve suyu ilave edilerek ağzı kapatılır. Kavrulması diğer turşular gibidir.

PALDIR TURŞUSU: Göçler yaylaya vardığında, ilk işlerden birisi de ormanlık bölgelerin açık alanlarında, geniş yapraklı paldır bitkisi sapçıklarıyla toplanır. Sapçı­ğın yaprak kısmı atılır ve dış kısmı soyularak 3-4 cm uzunluğunda doğranır. Haşlandıktan sonra tuz ve sar­mısak ilave edilerek turşu küplerine konulur.Özellikle Kasımağzı Köyü yaylallarında yaygın olarak tüketilen bu turşu çeşidi köye nakledildiğinde yayladaki lezzetinde olduğu görülür.

FASULYE TURŞUSUNUN KAVRULMASI: Turşuyu suya alırız. Fasulye küçük parçalara bölünür. Yağ, salça, soğan isteğe bağlı olarak acı biber kavrulduktan sonra, küçük parçalara bölünen turşu ilave edilir ve biraz su ilave edildikten sonra kaynamaya bırakılır. Taze pırasa yaprağıyla da kavrulduğu görülür.

GALDlRİK TURŞUSU: Galdirik toplandıktan sonra, sapı yaprağından ayrılır ve sapı küçük parçalara bölünür. Biraz haşlayıp, tuz, sarmısak ve isteğe bağlı olarak biber eklendikten sonra, turşu kabının ağzı kapatılır ve hazır olması beklenir. Yaklaşık olarak 1 ay gibi bir sürede turşu yenmeye hazır olur. Kavrulması diğer turşu çeşitleri gibidir.

TAFLAN TURŞUSU: Buna karayemiş turşusu da denir. Yapımı tıpkı kiraz turşusu gibidir.


 

EKMEKLER

MISIR EKMEĞİ: Hamuru; mısır unu.tuz ve karbonattan ibarettir. Ilık su ile yoğrulur. Hamuru fazla sulu olmamalıdır. Fırında önceden kızdırdığımız tepsi yağlandıktan sonra hamur içine dökülür ve pişmeye bırakılır.

Aynı şekilde hazırlanmış hamuru, üç ayak üzerinde kızdırılmış saçlarda "BAZLAMA" mısır ekmeği,
Ateş yakılan ocakların kızdırılarak; üzeri guguklu saçla kapatılan ocaklarda "OCAK" ekmeği,
Fırın şeklinde taştan yapılmış bileğilerin ateşte kızdırılarak içerisine hamur konulduktan sonra, ateş közü ile örtüldükten sonra yapılan "BİLEGELI" ekmeği gibi ekmek çeşitlerimiz mevcuttur.

ÇÖREK: Beyaz buğday unundan yapılan hamur yoğrulur. Hamuru; un, tuz, ılık, su ve hamur mayasından ibarettir. Hamur, halk deyimiyle cıvık yani sulu olmalı­dır. Hamur yoğrulduktan sonra bekletilir.

Önceleri, çörek, sobanın üstünde sacın üzerinde yapılırdı. Soba yakılır, saç üstüne konduktan sonra iyice kızdırıl irdi. Kızan saç tereyağ ile yağlandıktan sonra, biraz hamur konur ve etrata ince bir tabaka şeklinde yayılırdı. Bir yüzü piştikten sonra, eşün'dediğimiz demir maşa ile çevrilerek, diğer tarafı pişirilirdi. Pişen çöreğin sıcakken tereyağ ile yağlanır ve sıcak yenir.
Şimdi ise, çörek aynı şekilde kızartma tavasında yapılır. Bu daha kolay olduğu için tercih edilir.

GURUT-YUFKA: Hamuru; beyaz un, tuz ve ılık sudan işarettir. Hamur yoğurulduktan sonra 15-20 dak. bekletilir. Gurut (yufka) açılır. Önceleri sobanın üstünde, saçta pişirilirdi. Saca konulan yufkanın bir yüzü pişer, çevrilir; yufka alınmadan önce, tekrar bir yufka konul­mak suretiyle hamur bitene kadar açılır ve pişirilirdi.

Şimdi ise, gurut elektrikli veya tüplü sacın üzerinde pişirilmektedir.
Gurutun birkaç çeşit yemeği olur. Birincisi; şerbet hazırlanarak, gurut küçük parçalar halinde kırılır, şerbete daldırılır ve başka bir kaba alınır. Buna, gurut yağlaması denir.
ikincisi; gurut kızartılır. Tavada yağ kızdırılır, üzerine bütün olarak ıslattığımız gurut serilir, arasına peynir, maydanoz, ceviz, fındık içi gibi malzemeler konulur ve kızartılır.
Üçüncüsü ise; isteyen gurutla börek yapabilir.

YAĞLI BİŞİ: Hamuru, gurut hamuru gibidir. Tencerede tereyağlı şerbet hazırlanır, iki kişiyle pişirilir. Biri açar, diğeri yağlar ve pişirir. Pişiren kişi, yufkanın üzeri­ne fırçanın yardımıyla şerbet döker ve yağlar. Pişen bişi başka bir kaba alınır. Hamur bitene kadar aynı olay tek­rarlanır.
Yalnız şu unutulmamalıdır ki ister gurut hamuru, ister yağlı bişi hamuru olsun, hamurun üzeri nemli bir bezle örtülmeli. Bunun nedeni, hamurun bayatlamamasıdır.
Yöremizde yağlı bişi, özellikle bayram geceleri yapılır. Bu, gelenek haline gelmiştir.

OTLU EKMEK: Hamuru mısır unuyla yoğurulup, küçük küçük doğranmış pırasa da eklendikten sonra pişi­rilen bir ekmek çeşididir.

CIRITTA: Hamuru; beyaz buğday unu, tuz ve ılık sudan ibarettir. Hamur biraz suluca yoğurulduktan sonra, kızartma tavasında pişirilerek yapılan bir çeşittir.




Yerel İnanışlar                                            

Bebek Yürütme

Adından da anlaşılacağı gibi, bebeğin zamanında yürümesi için veya yapılmadığında zamanında yürümeyeceğine inanılan batıl inançlardır. Bu çeşit inançlar, birçok farklı çeşitlerinin olduğunu görüyoruz. Bunları şöyle sıralayabiliriz.
a- Bebek yürütme (ip kesme): Daha çok "Bebek yürütme" olarak bilinen bu inanış zamanında yürüyemeyen bebeklerin, aşağıda anlatacağımız şey yapıldığında yürüyeceğine inanılan bir batıl inançtır. Bu inanış kısmen şöyledir. Vaktinde yürümeyen bebeği, annesi kucağına alarak Cuma günü ve Cuma namazı vaktinde caminin avlusuna getirir. Bebeğin ayaklarını birbirine bağlar ve cemaatin namazdan çıkmasını bekler. Camiden çıkan ilk kişinin kadının elindeki makası alarak ipi kesmesi beklenir. Bebeğin ayaklarına bağlanan bu ipi, camiden çıkan ilk kişi keser ve anne bu ipi kesen kişiyi bilmezse, bebeğin eve geldiğinde yürüyeceğine inanılır.
b- Eşeğin altından geçirme: Yürümesi gecikmiş olan bir bebeğin, eşeğin altından geçirilebildiğin-de yürüyebileceğine inanılır. Bu töreni yapmak için, uğruna inanılan bir kişinin yardımı alınır.
c- Dikenin altından geçirme: Yürümesi gecikmiş bir çocuğun dikenin altından geçirdiğinde yürüyeceğine inanılır. Yine uğruna inanılır bir kişiyle yapılır.
d- Çocuk basımı: Doğum yapılmış eve, 40 gün boyunca ikindiden sonra, odun veya çalı çırpı sokulmaz. Eğer sokulursa çocuğun yürümekte gecikeceğine inanılır.
e- Toprak kesme: Bir bebek doğduğunda, doğan bebeğin köyünden bir parça çimen alınır. Bu çimen eski bir evin kirişinin üzerine konur. 40 gün orada kalır. 40 günde buradan alınıp yere konur. Böyle yapıldığında bebeğin erken yürüyeceğine inanılır.

 

Al Basması

 

Doğum zamanı yaklaşan bir kadının, evinin yakınından, yani arkasından, önünden yanlarından cenaze geçirilmez. Eğer bu cenaze evinin yakınından geçirilirse, hamile kadının doğumunun zor olacağına inanı-

3- KAZAN VURUMU:Yeni gelinin eve girmesi esnasında kapının eşiğine büyükçe bir kazan konur. Bu kazana ayağıyla üç kez (dört kez) vurduktan sonra eve girer. Bu sırada da gelinin başına şeker ve un serpilir. Eve giren gelinin başını, kayın babası açar ve ön sandalyeye oturur. Böylece bolluk ve bereketin o evden eksik olmayacağına inanılır.

4- MART BOZMA (Zemheri Bozma)Şalpazarı'nda yaşlı kadın ve er-keklerce bilinen kocakarı ayları:I- Galandar (Zemeri) Yeniyılbaşı: Ocak
2-Gücük ayı: Şubat
3- Martayı:Mart
4-Abrul (abul) ayı: Nisan
5- Mayıs ayı: Mayıs
6- Kiraz ayı: Haziran
7- Orak ayı: Temmuz
8- Asus ayı: Ağustos
9- Hacayı (boş ayı): Eylül
10- Daray: Ekim
II- Üzüm ayı: Kasım
12- Garagış ayı: Aralık(Miladi yıl, 584: Rumi yıl, 2000-584:1416)
Eğer, kış aylarında gazandarısı pişiriliyorsa "Galandar" yanı yeni yılın gelişi ile uğur bolluk geleceğine

inanılır. Mart ayının uğur ayı olduğu kabul edilir. Mart sabahı eve ilk giren insan, o evin o yıllık uğuru kabul edilir. Mart bozacak olan kişi eve sabahleyin ilk girendir. Bir tas su alır ve evin her taratma serper. "Martın hayırlı uğurlu olsun der. "Mart bozan kişiye evde mutlaka birşeyler yedirilmeye özen gösterilir. Martı bozulan evin o yıl işleri iyi giderse, martı bozan kişinin hayırlı, uğurlu kişi olduğuna inanılır.

 

 

 

5-ÇOCUĞUN ÜSTÜNE GELME (Doğum sonrası eve girme)
Çocuk doğan eve ilk giren kimsenin mezarının çocuğa yansıyacağı inancına dayanır. Bunun için, uğruna inanılan birisin eve girmesi beklenir.

6-TÖMBELEK:Arefe gecelerinde yapılmaktadır. (Kurban bayramı, Ramazan bayramı) akşam yemeğinden sonra başlar. Akşam yemeğinden sonra komşularının kapılarını çalarlar ve tatlı şeker, para gibi şeyler toplarlar. Bereketle ilgili olduğu sanılmaktadır.

7- DİKİŞ DİKME:Hamile kadın doğumu yaklaşınca eline iğne alamaz, iğneye iplik ta-kamaz, iğne ile dikiş dikemez. Böyle şeyler yaparsa bebeğe zararı olacağını düşünür.

8- DAUN (Pırpon):Daun denen bir varlığın olduğuna, Daun'un kılıktan kılığa girdiğine; hatta davul ve zurma ile gezdiğine; Daun'dan ölenin cenazesini göran-lerin dahi öleceğine inanılır. Daun'un geceleri gezdiğine; açık-kapı ve bacadan içeriye bakıp, kaç defa bağırırsa, o evden, o kadar kişi öleceğine inanılırmış. Akşam olurken herkes evine kapanır kapıyı, bacayı
iyice kapatır. Hatta Daun, evin içindekileri görecek kadar bir delik bulur, oradan içeriye bağırırsa o evden adam öleceğine inanılır. Konunun aslı hızlı bulaşıcı veba hastalığının toplumda yarattığı etkinin bir sonucu sanılmaktadır. "Daun yesin seni" "Daun canını alsın" "Allah gırgan koysun". "Aç daun yesin seni, yürekten de diyemem, haydi gidelim haydi hemen haydi diyemem."

9-UĞUR:Evinden sabahleyin çıkan kadın, erkek o gün yabana (evinden uzak bir yere) gidiyorsa, evden çıkarken uğruna inandığı birisinin karşısına çıkmasını, çıkarsa o günün uğurlu geçeceğine inanılır. Eğer, karşısına uğrusuz biri çıkarsa, gideceği yere gitmez, giderse işinin rast gelmeyeceğine inanır.

10-OYUK
Tarım ürünlerini nazara karşı korumak için yapılan oyuk, tarlanın orta yerine 2-3 m uzunluğunda dikilen sırığa koç boynuzu, kafatası ya da yassı bir taş parçası koymak (takmak) suretiyle yapılır.

11- KORUK: Bir ağacın sahibi olduğunu belirtmek amacıyla yapılan koruk (koruk), ağacın dalına asılmış bir bez parçasıdır. Bu bez parçası, o ağacın meyvesini sahibinden başka kimsenin koparamayacağını (toplamayacağını) ifade eder.


12- HAVA DURUMU HAKKINDAKİ İNANIŞLAR

Galandan Oldukça soğuk geçen bir aydır. Galandarm 18 ve 20. günleri iyi geçerse yazın erken geleceği, kötü geçerse kışın şiddetli geçeceğine inanılır.
Gücük ayı (Şubat): Galandardan sonra gelen gücük ayı kışın en soğuk aylarından biridir ve fırtınalarla tanınır.
Cemre: Gücük ayının dördünde havaya, onbirinde de suya, 18 de toprağa cemre düşer. Yörede cemreye cemile denilmektedir. Cemre havanın suyun ve toprağın kıştan çıkıp ısınması, hayatın bahara merhaba denmesidir.
Mart ayı: Yörede mart, yılın ilk ayı olarak kabul edilir. Bu sebeple halk yılın ilk ayını küçük çaplı da olsa evinde eğlenceyle kutlar.
Mart dokuzu kurt kazanı: Martın dokuzuncu günü, kurt kızanı günüdür. Kurt, martın dokunuzcu günü kızan etmeğe (çifleşmeye) başlar. Kurtlar arasında bu durum martın on ikinci gününe kadar devam eder.
Sayış günleri: Mart ayında sayış günleri başlar. Martın birinden oni-kisine kadar olan hergün marttan başlamak üzere sırasıyla birer aya karşılık gelmektedir. Bu sayılı olan on iki gün havanın gidişatından yılın on iki ayı havaların nasıl geçeceği hakkında tahminde bulunulur.Garucuk (kocakarı) soğukları:Martı son üç v'e abulun (nisan) ilk üç günü şiddetli soğuklar hüküm sürer. Yöre halkı su soğuklara garu-cuk soğukları adını vermektedir.
Abul (Nisan) ayı: Ağasar yöresinde havaların yavaş yavaş ısınmaya başladığı ay abul ayıdır. Bu aydan itibaren tarım faaliyetleri başlar, tarlalar bellenir, fidanlar için çukurlar kazılır.
Abul yedisi gavuz uykusu: Abul ayının yedinci günü "gavur uykusu"

günüdür. O tarihte gavurların geceden içki içip eğlence düzenledikleri, sarhoş olup olup sabaha karşı sızıp kaldıkları anlatılır. O tarihte erken uyanmayanların gâvurlarla uyumuş olacağına inanılır.
Mayıs ayı: Mayıs ayında her taraf yeşermeye başlar.
Cazılar (cadılar) halk arasıda cazı adı verilen cadılar, mayısın birinci günü istedikleri kılıkta yeryüzüne inerler. Günümzde bile bazı köylü kadınları cazı olduğuna inanırlar.
Halk cazılardan korunmak için evlerinin etrafına kuşburnu dikerler. Böylece cazılar gelmek istediklerinde kuşburnu dikenine çarpacak ve her tarafını kanatacaktır.
Kirez (Haziran) ayı: Kirez ayı kirazların olgunlaştığı aydır. Toplanan kirazlar ya taze olarak tüketilir, ya da kışın yenmek üzere turşusu tuzlanması yapılır.
Hava sıcaklığının arttığı ay kirez ayıdır. Yöre halkı tamemen yaylaya taşınır. Kiraz ayının 12. si gündönü-mü olduğundan gündüzler kısalmaya başlar.
Orak (Temmuz) ayı: Çayırların biçilme zamanını geldiği sayılır.
Darı ayı (Ekim): ilki orak ayında biçilen çayırların ikinci kez biçilmesi darı ayında yapılmaktadır.
Garagış (Aralık) ayı: Yöre halkının birbirine misafirliğe gittiği, hikâyelerin anlatıldığı, uzun ve soğuk kış gecelerinin yaşandığı aydır.

 

 

                                                                                                                             KAYNAK:ŞALPAZARI BELEDİYESİ

 

EL SANATLARI

DOKUMA TÜRÜ EL SANATLARI

Ahşap malzeme bakımından zengin olan bölgemizde halk kendi ihtiyacı olan bazı ev eşyalarını sepetler, iskemleler, beşikler, kaşık, külek, gel-der, fıçı, yayık, su kapları, çöten, tekir (serander), ahşap evler, damlar (merekler) vs. gibi oyma sanatına fazla yer verilmemekle birlikte gönye sızdırmazlık ve sağlamlığa fazlaca özen gösterilerek yöresel ustalar tarafından yapılır.

Ev içindeki tütüncelik kemerleri, evlerin dış duvarları, çayır tamları kemer köprü ve çeşmeler camiler, değirmenler vs. gibi yapılara büyük önem verilmektedir. Son yıllarda bu yapılar beton binalara ve köprülere yerini bırakmak üzeredir.

Günümüzde hediyelik eşya tarzında da olsa yapılmaya devam edilmektedir. Bunlar:

DIRMAÇ: Yün ya da or-landan dokunan 5-7 cm eninde 2,5-3 m boyunda kırmızı, siyah, beyaz, sarı renklerin bolca kullanıldığı yük taşıma ipidir.

YÖREK BAĞI: 3-4 cm eninde 2-3 cm boyunda dırmaç özelliğinde dokunur.

BEŞİK DASTARI: 2,5 * 2,5 m ebatında dokunur. Bolca renkli düğmeler boncuklar ve yılan başı denilen süs takılarıyla süslenir.DASTAR (ÇUL): 30-40 cm eninde 4-6 m boyunda uzun parçalar dokunduktan sonra kilim veya battaniye ölçülerinde birleştirilerek kullanılır.

DASTAR (ÇUL): 30-40 cm eninde 4-6 m boyunda uzun parçalar dokunduktan sonra kilim veya battaniye ölçülerinde birleştirilerek kullanılır.

ZENBİL: Ağzı bağcıklı sırt çantası yük taşımak için kullanılır. Daha küçükleri ağzı düz kola takılan ve çok sayıda püsküllerle bezenerek yapılır. Püsküllü çantalar küçük eşyaları taşımak için hazırlanır.

ALAÇO-RAP: Folklorik kıyafetlerden olup değişik renk ve desenlerde dokunur. Tek renk dokunanlara "yün çorabı" denir. Keçi kılından örülenlere ça-pur çorap-kıl çorabı denir.


 

AHŞAP EL SANATLARI

İlk akla gelen ev, merek ve serander (tekir) mazu gibi yapıların dam örtülerinin yapımında kullanılmasıdır. Budaksız çam ağaçlarının güdüklerinin yarılmasıyla elde edilen hartama çekme işlemleridir.

YAYIK: Yoğurt veya kaymaktan yağ elde etmek için silindir şeklindeki ahşaptan yapılan mutfak kabıdır, iki tarafından ip bağlanıp tavana asılır ve içerisine konulan mahsul çalkalanır ve üst kısmındaki ağız boşluğundan dökülerek alınır.

KÜLEK: Silindir şeklinde yapılır ve bir tarafı açıktır. Sıvı madde koymaya yarar. Seyyar kapağı bulunur.

GOT: Mısır, buğday, fasulye gibi ürünleri ölçmeye yarayan silindir şeklinde olup, 6 veya 8 okkalık yapılmaktadır.

SEDİR VE SEKMEN: Düz bir ranzadır. Üzerine yatak serilerek yatılır veya oturulur. Ahşap tahtadan çakılarak oturmak için sekmen (oturak) yapılır.

ÇÖTEN: Genellikle çit şeklinde örülmüş mısır saklamak için yapılmış bir depodur. Dört köşeli olanları da vardır. Üst kısımları hartama veya teneke ile örtülür. Alt kısmından mısır almak için kapağı bulu-nur.
EL DEĞİRMENİ: Yuvarlak iki taşı mevcut olup alttaki taş sabit üstteki taş çevrilerek çorbalık öğütülür. Dış kısmına ahşap koruma geçirilir.

BAKIR EL SANATLARI

Bakır işletmeciliği genellikle mutfak eşyaları yapımında kullanılır. Düz saç halinde alınan bakır elde ekme- sıvazlama- yayma vs. gibi verilecek şekle göre bazı bakır dövüldükçe sertleştiğinden odun kömürü yakılan ocaklarda tavlanarak suda soğutulması sonucu yumuşaması sağlanır ve istenilen şekil verilince işlem tamamlanır. Kulp takma ve varsa diğer parçaları sarı kaynağı ile birleştirilerek son şekli verilir. Kolaylama işlemi bittikten sonra kullanılmaya hazır hale getirilir. Bakır kaplarda pişirilen yemeğin lezzetinin diğerlerinden daha iyi olduğu kabul edilir.

DEMİRCİLİK

Demir işçiliğinde bölgede kullanılan kapı anahtarından, ekmek sobasına tarım işlemealetlerinden marangoz takımlarının demir aksamasına kadar bölgemizdeki ustalarca yapıldığını görülür. Bu işçiliklerde sıcak demircilik fazla göze çarpar. Birleştirmelerde sıcak kaynak ve perçinli birleştirmeler büyük bir maharetle yapılmakta iken son yıllarda elektrik ve aksi-gaz kaynağı kullanılmaktadır.

DEĞİRMENLER

Değirmenler suyu yeterli olabilecek akarsuların yakınlarına ve potansiyel enerji sağlanabilecek yükseklikteki yerlere yapılır. Su pent denilen su akarlarından değirmenin üst kısmından cebri borularla basınç oluşturularak alttaki çark çevrilir. Çarkta bağlı olan 110-120 cm ça-

pında ve 30-40 cm kalınlığındaki iki taştan üstteki taş çevrilir. Üst taşın orta kısmı 10-15 cm çapında delik yapılır ve bunun üst kısmındaki öğütülerek zahra (buğday, arpa gibi) malzemeyi koyma kabininin alt kısmında bir delik olup bu delikli ipe bağlı bir takozla kapatılır. Bu kısmında taş üzerine bir titreşim ileten çıta indirilir. Değirmenin üst taşı dönmeye başladı-ğ ı n d a malzemenin
altındaki ipe bağlı takoz çekilir ve tahıl titreşimin etkisiyle akmaya başlar. Fazla
veya az olduğundan ayar kolu yukarıya kaldırılarak ayarlanır, işlem bittiğinde çarkla dönen değirmen taşını ayıran ayak kaldırılır ve taşın dönmesi durdurularak işlem tamamlanmış olur. Değirmenlerin kapı ve çevresinde bolca hatıra yazı yazıldığı bir mesire yeri görünümü aldığı görülür. Değirmenler kutsal yerlerden olduğu kabul edilir.Son yıllarda ulaşım zorluğundan dolayı elektrik değirmenleri yapılmaya başlanmakla birlikte su değirmenlerinin lezzetini vermediği iddia edilir.

Oy değirmen değirmen Delikli taşlanmışın Habu benim kaderim Kızılağaçtanmısın.

Değirmen döne döne Hep yedi dişesini El adama verümü Güzel Ayişesini

Oy değirmen değirmen Tenha yerde durursun Ne mutlu gözlerine Hergün güzel görürsün

Döner değirmencüğü İçinde direcüğü Seni alan adamın Yanmazmı yürecüğü

TEVEK/TOMAK

Hemen hemen her ailenin kenevir (kendir) yetiştirdiği eski günlerde: halat-iplik, tevek donu, tevek entarisi, tevek şalvarı, ceketi, pantolonu, iç çamaşırları ev dastarı vs. gibi hemen, hemen bir evin bütün tekstil ihtiyaçları tevek-tokmak el dokumacılığı maharetiyle yapılırdı.

Kendirin tohumu mart ayında tarlaya ekilir, bitki tam olgunlaşır, pürçekleri tütmeye başlayınca Ağustos ayında sökülür.

Soyma (ayıklama) işlemi bir tutam kendir (pır-mıt) alınır ve 20 adet pırmıt bir bağ oluşturacak şekilde 3'lü veya 4'lü bağlar birbirine dikey şekilde tutturularak kurumaya bırakılır.

Bir ay gibi bir zamanda kuruyan bağları, kendir soyma imecesi ile "havas" adı verilen soyma işlemi yapılır, işe yaramayan soyulmuş sapa "güncü" denir.

Havaslar çuvallara doldurulur, tokmakla dövülmeye götürülerek pamuk yumuşaklığına getirilir.

Ucu ince ve uzun olan kendir taraklarında tarandıktan sonra domuz kılından yapılmış olan hırca (fırça) larda inceltilir. Sonra el tokmağı ile yapuğ açılır, buna "süzme" denir.
Eğirmek için 25 cm uzunluğunda 5 cm kalınlığında örengeye sarılır. Tokanın tepesine konulup eğecek ile eğilir. Ahşap eğeceğin alt kısmına dönmeyi kolaylaştırmak için aşak denilen yuvarlak odun veya metal ağırlık takılır. Kendir eği-rip eğecekte iplik haline gelir. Bu işlemler genellikle kış aylarında yapılır. Eğeceğe sarılan kendir ipi kelep haline getirilir, 4-5 eğecekten bir kelep kendir çıkar. Kelep işi bitince gumul üzerine dökülür. Bu işlem iplik tam beyaz oluncaya kadar 3-5 gün devam ettirilir. Gumuldan çıkan kelep yıkanır ve kuruması için serilir, kuruyunca toplanır.

TEVEK ÇEKME: 20 çift iplik bir çile, bir tevek 8 çile 320 iplik lyılarak boyu 5 m dokununca 4 kulaç olacak şekilde hazırlanır.

TEVEK DOKUMA: Tevek lyılır, iki zincir edilir toplanır. 12 iplik üstte, 120 iplik altta olur küzüye takılır, tarağı konulur ve dokumaya başlanır. Dokuma ipliğine argaç denir ki üstübü ipliği ile dokunur, iplik masura geçirilir, maku-hu içerisine konulur gece-gündüz aylarca devam edilir, tekrar ilkbahara kadar bu iş bitirilip, yine kendir ekilip aynı işler yapılır.

TOKMAK: Çalışması tehlikeli olan bu atölyeler bol suyu olan dere kenarlarında cebri borularla akıtılan basınçlı suların çarkı çevirmesi sonucu çarkın yakınına 50 cm'lik el çakılır, el gübeli basar, dönünce gübel yukarı kalkar, düşer kendire vurur. Gübelin her kalkış esnasında alttaki kendir çevrilmesi gerekir. Bu işi yapan insanlar biraz çabuk ve uyanık hareket etmek zorundadır. Kendir pamuk kıvamında incelediğinde değiştirilir.

KAYNAK: LAZ DİLİ VE KÜLTÜRÜ ANSİKLOPEDİSİ ÇEPNİ KÜLTÜRÜ
HAZIRLAYAN: GÜRKAN ÖZER