KÜLTÜRÜMÜZ |
|
|
HALK OYUNLARI
HORON: İnsan topluluklarının insanlık tarihi kadar eski, gelenek ve
göreneklerinden biri de horondur, insanların karakter yapılarının yaşantı
biçimine yansıması ile birden fazla insanların isteği dahilinde birtakım
hareketlerin oluşturduğu ahenk biçimidir.
Horon genellikle davul, zurna, kemence veya az da olsa kaval eşliğinde
insanların kol kola tutuşarak sağa doğru hareket etmek suretiyle, çalgı
aletlerinin ritmine uyularak dizlerin gevşeyip toplanmasıyla oluşturulan kıvrak
ve canlık hareketler topluluğu sonucu meydana gelir. "Horon tepme" şeklinde
konuşulur. Komutla oynandığı gibi kız (bayan) horonlarında komuta bağlı
kalınmadanda oynanır.
Yayla şenliklerinde şenlik merkezine doğru gidilirken, tek ayak hareketleriyle
ileri doğru canlı fakat az yol alınarak hareket edilir. Erkek insanların büyük
bir kısmı, gençlerin ise tamamına yakını kurulan horon halkasına katılır.
Figürler genelde birbirine benzemekte olup sıksara, horipsin ve adı konmayan
figürler horon tepenin becerisine bağlı olarak uygulanır. Ayak hareketlerine
bağlı omuzların titrek hareketlerine özen gösterilir. Erkek horonlarında sıksara
oynanırken komutla (genelde çalgıcılar komut eder) kollar yukarı kaldırılır 3-5
dakikada böyle tepildikten (oynandıktan) sonra aşağı alma figürü 3 kez
tekrarlanır. Bu figürde dizlerin yere değdirildiği de görülür. Horonlarda
topluluğun coşku ve neşeye dayalı esprisi hakimdir. Bu zamanlarda insanların
daha coşkulu daha mutlu oldukları
Horonun oynandığı yer, bir evin içi, bir tarla, bir yayla çimenide olabilir.
İnsanlar arasında kendiliğinden oluşan kurallı ahenkler manzumesidir.
Bölgemizde horonun atik, kıvrak ve çabuk hareketleri, suyun kaynaması hamsinin
kıvrak hareketleri insanlarının atik ve çevik olduğunu anımsatır. Kızlı erkekli
olduğu gibi sade kız; sade erkeklerce de oynanabilir. Kız ve erkek horonları
oynanırken becerikli ve gönüllü kişilerce mahalli türkü eşliğinde de
oynanabilir.
Bölgedeki yayla şenliklerinde en çok adını duyurmakla birlikte yöredeki hemen
hemen her insan tarafından oynandığı için ekip kurmak suretiyle oynanması fazla
ilgi çekmez. Bu bakımdan folklor yarışmalarında fazla adını duyurduğu
söylenemez.
Bayanlar, zaten folklorik kıyafet giyen giysilerle erkekler de ise beyaz gömlek
üzerine siyah veya lacivert yelek ve pantolon beyaz çorap siyah ayakkabı
giydikleri bunları tabanca ve köstekli saatle süslenerek oluşan görüntüler
hakimdir.
TURA (YESİR) OYUNU:
ilçemizin, Simenli, Sütpınar.Sayvançatak ve Çamlıca köylerinde genellikle dini
bayram günleri ile "otçular haftası" şenliklerinde yaylalarda oynandığı
başlangıcı belli olmayan "Tura" (Yesir) oyunu oynanmaktadır. Bölgemizde bekar
gençlerin birebir konuşmaları uygunsuz kabul edildiğinde bu oyunda evlenecek
gençlerin birbirlerini daha iyi tanıma sonucu evlenme ile sonuçlandığı da
görülür.
Oyun oynanacak yerde olanlar ikiye ayrılırlar. Bu ikiye ayrılmayı A ve B kalesi
olarak da adlandırırız, ikiye ayrılmanın eşit olmasına dikkat ederlerse de bile
bir tarafa iki-üç kişinin fazla olması herhangi bir yanlışlık sayılmaz ve oyun
oynanır.
-A- kalesinden çıkan bir kişi oyun alanına doğru ilerler. Bunu -B- kalesinden
çıkan bir kişi vurur (yani elle temas eder), vurulan kişi -B- kalesine geçer.
Vurulmadan geri dönüş yapabilirse yine -A- kalesinin oyuncusu olarak oyuna devam
eder.
-A- kalesinden çıkan kişiyi -B- kalesinden vurmaya gelen kişi yine -A-
kalesindekilerce takip edilir, eğer takip sonu -B- kalesinden çıkan vurulursa
vurulan kişi o zaman -A- kalesinde bekler. Oyun bazen kaleleierin birinde adam
sayısının bire-ikiye inmesi ile yeniden taksim olunarak devam eder veya iki, üç
kişiye inmesi beklenemez, kaleleierin birinde azalma olursa, azalan taraftan
birisi çok azaldık gelin yine paylaşalım ve oynayalım der.
Eşit olacak paylaşma yapılır ve oyuna devam edilir. Oyun her iki taraf veya
taraflardan birisi çok yorulduklarını ifade ederse sona erer. (Bu oyunlarda
bekar kız ve erkekler evlenmek için anlaşmada yaparlar. Sonunda kızı
istetirler, vermezlerse çok azalmasına rağmen kaçıp alma ile evlenme olayları
olmuştur.
Oyun esnasında kalesinden çıkanı vurmaya gelen olmazsa, kalesinden çıkan kişi
karşı tarafı tahrik etmek için vursanıza gibi sözcüklerde söyler (var mı vuracak
gibi).
YÖRESEL YEMEK ÇEŞİTLERİ
1.Galdırîk Gavurması: Galdırîk denen geniş yapraklı ot toplanır, yıkanır,
bıçakla marul salatalığı biçiminde doğranır. Süzgece konur ve suyunun sarkması
beklenir. Ateşte kaynayan suya dökülür. Yeterince haşladıktan sonra tekrar
süzgece boşaltılır ve suyu iyice süzdürülür. Daha önceden ayrıca haşlanmış olan
renkli fasulye(barbunya) ile belli bir oranda karıştırılır. Bu oran, yaklaşık
yarı yarıya olur. Karışım bir kenara alınır. Tencereye soğan doğranır, yağ
yakılır ve üzerine bu karışım dökülür. Ateş üzerinde bir müddet kavrulur. Servis
yapılır. (Tuzu haşlanırken atılır).
2.Pancar Çorbası: Bahçeden, tarladan toplanan kara lahana seçilir, çürükleri
ayıklanır; sonra sofra üzerinde bıçakla ince ince doğranır. Bazıları doğradıktan
sonra yıkama yoluna giderler, ancak bu yanlış olup yıkama işini doğramadan önce
yapmak gerekir. Çünkü bu şekilde yıkanınca, lahananın besin değeri düşmektedir.
Doğranan lahanaya göre ayarlanmış su, ateşe bırakılır. Su, kaba dökülmeden önce
dibine yağ yakılır, soğan doğranır. Kaynama esnasında bu suyun içerisine, ayrıca
haşlanmış olan renkli kuru fasülye ¼ oranında karıştırılır. Arkasından da
doğranan lahana, bu suyun içine dökülür. Karıştırılır. Hemen arkasından biraz
mısır unu kaşıkla çorbaya çalınır, yani karıştırılır. Tuzu, biberi atılır;
bibersiz olanı pek rağbet görmez. Yirmi, yirmi beş dakika normal ateşte
kaynatılarak pişirilir. Servise hazırlanır. Bu çorbanın içine mısır ekmeği
doğrayarak yenir. Bu, bölge insanı için çok özel bir zevk ve özelliktir.
3.Yâlaş/Yağlaş: Üç türlü yâlaş vardır: Fırın darusu yâlaşı/ Gatık yâlaşı /
Peynir yâlaşı.
a.Fırın darusu yâlaşı: Bunun adı, fırında kurutulmuş mısırın değirmende
öğütülmesiyle elde edilen undan yapılmasından dolayı fırın darusu yâlaşı
olmuştur. Bunun için önce fırın darusu ununun nasıl elde edildiğini görelim:
1930lu-40lı yıllarda gübre olmadığı, tarım usulleri iyi uygulanamadığı için
halkın ekmek yapmakta kullandığı mısır çok az olmakta, ihtiyaca cevap vermemekte
imiş. Esasen, anlatıldığına göre; halk bu yıllarda çok açlık çekmiş, burada
adını verdiğimiz bir çok ot yemeğini de o zorlu yıllarda tespit etmiştir.
Bu verimsiz kıtlık yıllarında Yaz gelmesine rağmen yeni mısırın hala
erginleşmemiş olmasından ve de eski mısırların tamamen bitmiş olmasından dolayı
halk buna bir çözüm şekli getirmiş. Henüz yeterince olgunlaşmayan, değirmene
götürülebilecek kadar kurumamış olan bu mısırları vaktinden önce toplayıp,
sapından ve talaşından ayırarak köyün belli yerlerinde halk tarafından ortak
yapılan fırınlarda kurutma ve sonra da değirmende öğütme yoluna gitmişlerdir.
Adını ettiğimiz bu fırınlarda kurutma işlemi bir sıra dahilinde yapılmakta,
mısır yanında keşkül denilen kabak kızartmaları da yapılmaktaymış.
Bu fırınlar, yerden 70-80cm. ağız hizası yüksekliğinde, tamamı ise 2-2,5m.
yüksekliğinde olan, üzeri kubbe şeklinde, tamamen kesme taştan yapılmış
yapılardır. Tabi bugün bunlar kullanılmamaktadır ve çoğu da yıkılmıştır.
Bu fırınlarda kurutularak değirmende öğütülen unun adı, fırındarusu unudur ve
kendine özel bir tadı vardır.
Yeri gelmişken bu mısırların nasıl fırınlandığını, fırının nasıl yakıldığını da
burada açıklayalım:
Fırının içi odunla doldurulur. Bu odunlar fırının ağız kısmına yakılan küçük
ateşle tutuşturulur. Odunlar yanar, bol miktarda közü oluşur. Bu köz, demir
tırmık ile fırının içine yayılır, bu vaziyette bir miktar bekler. Bu süre içinde
fırının her yanı kızarır, ısınır. Bu duruma getirildikten sonra, içerdeki bütün
közler tırmıkla çekilir ve fırının içi boşaltılır. Arkasından da genişçe
yapraklı, yaş bir ot olan yîdin demeti, uzunca bir ağacın tepesine sarılarak bu
saplı süpürge ile fırının içi bir kez daha elden geçirilir, süpürülür ve
tertemiz yapılır. Süpürme sırasında, arada bir, ikinci bir kişi yeşil süpürge
üzerine bir miktar su serper ve ıslatır ki, böylece kalabilecek olan bütün kül
artıklarının temizlenmesi sağlanır.
Tarladan toplanmış, sapından ve koçanından ayıklanmış baş mısırlar, fırına
doldurulur. Genellikle gelder denilen araçla ölçülü olarak doldurulur. Sonra
fırının ağzı kapaklanır. 15-20 dakika sonra kapak biraz açılır ve fırının acı
buğu alınır. Yani yaş mısırdan çıkan su buharı dışarı atılır. Sonra fırının ağzı
tekrar kapaklanır ama bu kez kapağın kenarları yapışkan bir çamur ile
macunlanır, iç kısmın dışarı ile teması kesilir, soğuma yavaşlatılmış olur.
Bundan sonra, tekrar birer saat ara ile kapak yine açılır ve biriken su buharı
dışarı alınır.
Bir günün sabahında başlayan fırın yakma işi öğle saatlerinde bitirilir ve mısır
doldurulmuş olur. Akşam saatlerine doğru da bu mısırlar kurumuş olarak fırından
çıkartılır. Böylece yaklaşık olarak 7-8 saat fırında kalmış olur.
Fırından çıkartılan mısırlar yerli, yün dokuma çuvallara doldurulur ve eve
taşınır. Bu işlemlerin yürütülmesinde karşılıksız yardımlaşma her zaman bir
komşuluk
görevi bilinmiş, bugün de fırın işi olmasa bile diğer birçok alanda hala
yardımlaşma devam ettirilmektedir. Bu şekilde eve taşınan mısırlar dibek denen
ağaçtan oyularak yapılmış, oldukça kalın ve içi boş olan aracın içine dökülerek
dövülür. Yani mısır dâne halinde getirilir. Dövmek için ise, ucu yuvarlak ve
kalınca, tutulan kısmı ise nispeten ele gelecek biçimde inceltilmiş çimşir ağaç(eldeç)
kullanılır.
Dibeğin ağız kısmı 70-80cm. genişliğinde, alt kısmı 40-50cm. genişliğinde, içi
bir bardak içi kavisliğinde-daha çok bir kadeh içi gibi-ağaç oymadır ve altı
düzdür. Kenarlarında iki adet oyma sırasında bırakılmış gulp, yani sap vardır.
Dibekte dövülen mısır dâne haline dönüşmüştür; geriye kalan kısmına güdüne
denir. Dâne mısırlar got'a doldurularak, rüzgarlı bir günde yüksekçe bir yerden
aşağı doğru yavaş yavaş dökme suretiyle kepeğinden ayrılır. Buna daru savurma
denir. Altına yerli dokuma çul veya dastar serilir ve daneler onun üzerine
dökülür.
Kepeğinden ayrılan fırın darusa, üstübü çovalı adı verilen, kenevirden dokunmuş
çuvala doldurulur. Buna zahra denir. Yani zahire. Hayvan veya insan arkasında
değirmene götürülür, öğütülür. Bu, fırın darusu unu'dur.
***
Bu undan fırın darusu yâlaşı da şöyle yapılır:
Tavaya, yiyecek insan sayısına göre soğuk su dökülür. Su ateşte kaynamaya
başlayınca fırın darusu unu ağaç kaşığı yardımıyla suya çalınır, yani
karıştırılır. 15-20 dakika kaynadıktan sonra koyulaşır. Bu sırada tuzu da ilave
edilir. Tuzu suyuna da atılmaktadır ama genellikle piştikten sonra atılır ve
karıştırılır. Çünkü suyuna atıldığı zaman bakır kabın kalayını düşürmektedir.
Bu şekilde pişen yalaş, küçük kaplara bölünür. Üzerine, ayrı bir kapta eritilen
tereyağı dökülür veya yağ eritilmeden orta bir yerine bırakılır, kaşıkla
banılır. İsteyen yağla birlikte şeker de karıştırır ve öyle servise hazırlar.
b.Gatık Yâlaşı: Gatık yâlaşının hazırlanışı da, aynen fırın darusu yağlaşının
hazırlanışı gibidir. Ancak gatık yağlaşında su yerine gatık, yani ayran; fırın
darusu unu yerine de normal mısır unu kullanılır. Normal mısır ununa gündarusu
unu denir.
c.Peynir Yâlaşı: Öteki anlatılan yağlaşlar gibidir. Bu yâlaşa adını veren
peynir, onu diğer yâlaşlardan ayıran en önemli özelliğidir.
Tavaya dökülen su, kaynamak üzere iken gündarusu unu çalınır(karıştırılır).
Pişmeye yakın bir zamanda içine doğranmış beyaz peynir karıştırılır. Bu peynirin
yağı, tamamen alınmış olmalıdır. Bir müddet de peynirle birlikte pişen yâlaş
ateşten alınır; tıpkı diğer yağlaşlarda olduğu gibi üzerine yağ yakılarak
servise hazırlanır.
d-Helle: Helle de yâlaşlar gurubundandır. Pişirilişi de tıpkı onlarınki gibidir.
Bunun da belirgin iki farklı yanı vardır. Suya çalınan un, bu kez buğday unudur.
Bu un,yâlaşlarda olduğu gibi fazlaca çalınmaz ve az koyu olur. Halk bu şekli
anlatmak için durucak kelimesini kullanır.
Bu hali de, onun ikinci ayırıcı özelliğidir. Yağ yakılmadan yenir. Daha çok,
yeni doğum yapan kadınların birinci sırada yiyeceğidir. İçini sıcak tutar,
sütünü bollaştırır.
e-Has Un Yâlaşı: Yapılması ve yenmesi aynen öteki yâlaşlar gibidir. Bunun da tek
farkı, kullanılan unun, kabuğu alınmış beyaz buğday unundan yapılmasıdır.
Hellede kullanılan un ise kabuklu, değirmende öğütülen buğdayın unudur.
4-Sırgan(Isırgan otu) Yemeği: Isırgan otuna halk sırgan der. İki türlü sırgan
vardır. Bunlar Bahar ve Yaz mevsiminde yeşil, teze sırgan kışın da kurutulmuş
sırgan'dır.
Kuru sırgan yazın toplanır ve kurutulur. Kuruduktan sonra ufalanır ve un haline
dönüştürülür. Tıpkı yalaş gibi pişirilir fakat içine mısır ekmeği doğrenerek
yenir; helle gibi az koyudur. Yalaştan farklı yanı içine sarımsak ezilerek pişme
safhasında iken karıştırılmasıdır.
Taze sırgan(teze sırgan) otunun uç kısımları toplanır. Ayıklanır. Ateşte
kaynamakta olan suyun içine atılır. Biraz kaynadıktan sonra tuzu atılır. Az da
mısır unu karıştırılır. Sonra, ucu çatallı mikser görevi yapan fakat ağaçtan
yapılmış olan fırıldîk ile 20-25 dakika ezilir. Bu sırada ateş kuvvetli
yanmalıdır. Pişmek üzere iken içine ezilmiş sarımsak da karıştırılır, servise
hazırlanır. Her iki sırgan yemeği de sıcak olarak ve içine mısır ekmeği
doğranarak yenir. Soğumuş sırgan yemeğininin üzerine süt kaymağı dökülerek
yenmesi de tercih edilir.
5.Sarma: Mısır el değirmeninde biraz iri olarak çekilir, yani öğütülür.
Öğütülmüş mısırdan yeteri kadar tencereye dökülür; biberi atılır, soğanı
doğranır; eti, tuzu atılır. Altına da tereyağı eritilir, sıcak su ile yoğrulur.
Bu, sarmanın iç malzemesidir. Sonra haşlanmış olan kara lahana içine sarılır,
ayrı bir tencereye düzenli ve biraz da sıkı olarak yerleştirilir. Sıkı olmasının
sebebi pişerken dağılmasını önlemeye yöneliktir. Tencere içine bu şekilde
yerleştirilen sarmaların kenarından biraz da sıcak su ilave edilir ve kısık
ateşte pişirilir. Eğer sarmanın eti olmazsa bu tür sarmalara halk, yalancı sarma
adı verirler.
6.Ekmek Makarnası(Makannası): Sac üzerinde pişirilen mısır ekmeğinin bayatı,
bıçakla parmak kalınlığında doğranır. Yağ tavası denilen küçük bir tava
içerisinde tereyağı eritilir, üzerine normal su dökülür, kaynayınca içine şeker
atılır ve eritilir. Tatlı balı şeklindeki bu şerbet, doğranmış ekmeklerin
üzerine gezdirilerek dökülür. Sıcaklığı soğumadan yemeye alınır.
7.Bulgur Yapımı: Buğday daneleri sıcak su içinde 15-20 dakika bekletilir. Sonra
dibek denilen içerisi çukur olan ağaç kap içine doldurulur, eldeç denilen bir
araçla dövülür. Bu dövme sonucunda buğdayın kabuğu ayrılır. Bu şekilde biriken
kabuksuz buğday rüzgarda savrulur, yani rüzgarın yardımı ile ince kabuklarından
arındırılır. Sonra yıkanır, bol suda pişirilir. Sıcak güneş altında iki gün
kurutulur. Bu kurutma sırasında sık sık karıştırmak gerekir. Kuruduktan sonra el
değirmeninde öğütülür ve bu şekilde bulgur hazırlanmış olur.
8.Ekşi(Êşi) Pancar Çorbası: Gelin yaprağı, keşkül yaprağı, ısırgan otu, kabak
yaprağı ucu, ekşi pancar, pezük, bannık otu toplanır; yıkanır. İnce olarak
doğranır. Tıpkı pancar çorbasının pişirildiği şekilde pişirilir.
9.Un Çorbası: Kuru fasülye haşlandıktan sonra soğuk su içine dökülür.
Kaynadıktan sonra içine azar azar mısır unu çalınır, yani karıştırılır.
Piştikten sonra üzerine taze ayran dökülür ve yenir.
10.Helva(Hevla) Yapımı: Daha önce nasıl elde edildiğini anlattığımız fırındarusu
unu genişçe bir tepsi içine dökülür. Bu tepsi ocağın üzerine konur; ağaç kaşık
yardımıyla tamamen kızarıncaya kadar karıştırılır. Bu arada helvanın şerbeti de
hazırlanmıştır. Kızarıp kızarmadığını kontrol için nümunelik olarak bir miktar
un kaşıkla alınır ve şerbetle karıştırılır. Rengi pembeleşmiş ise ve un tadı
değilse kavurma işi tamamlanmış demektir. Ateşten alınan un, şerbetle
karıştırılır ve birbirine tamamen yedirilir. Helva yemeye hazırdır ama ikram
kolaylığı için elde top şekline getirilir ve ayrı bir tepsiye bırakılır. İkram
edilirken bu top helvanın bir tanesi tabak içinde getirilir.
11.Kabak(Gabak) Çorbası: Kabak, kabuğu doğrandıktan sonra doğranır. Kuru fasulye
haşlanır. Tenceredeki soğuk su üzerine önce kabak, sonra kuru fasulye dökülür ve
pişmesi için ateş üzerine bırakılır. Pişerken tuzu ve biberi de atılır. Biberli
olması, hemen hemen şart gibi bir şeydir. Bibersiz olanı, pek rağbet görmez. Bu
şekilde pişirildikten sonra servise hazırlanır. Bu yemek türü, genellikle
sonbaharın yemekleri arasında ilk sırayı alır.
12.Turşu(Turçu) Çorbası: Fasulye turşusu, yaklaşık 3cm. boyunda doğranır,
tencereye dökülür, üzerine su ilave edilir. Kaynayınca biraz da mısır unu
karıştırılır. Turşu, tuzlu olduğundan tuz atılmaz; biberi de karıştırılarak
pişirilir ve yenir.
13.Gecin Çorbası/Dizin Çorbası: Bu çorbanın iki adı vardır; dizin adının, taze
fasulyenin kuruması için ipe dizilmesinden geldiği kesindir. Ancak gecin
kelimesinin anlamı hakkında elle tutulur bir açıklama tespit edilemedi. Fasulye
kurutulup kışa saklandığı için, yani geciktirildiği için geç/gecinden
kelimesinden gecin denmiş olabilir...
Yaz mevsiminde, taze fasulyeler ipe dizilerek güneş altında kurutulur ve kışa
hazırlık olarak saklanır. Her bir dizin bir yemeklik olacak biçimde hazırlanarak
kurutulduğu için, Kış mevsiminde yerinden alınan tek bir dizin suda haşlanır.
Sonra her bir fasulye, ikiye kesilir. Böylece hem haşlanmış, hem sıcak suda
temizlenmiş, hem de yemeklik şekle getirilmiş olur. Ayrı bir kapta kaynamak
üzere olan suyun içine dökülür. Kaynarken bir miktar mısır unu çalınır, tuzu
atılır. Yarım saat pişirilerek alınır. Gecin çorbası hazırdır.
14.Kabak Kurusu(Gabak Gurusu): Eylül ayında tarladan toplanan kabaklar, girebi
ile çırpma yoluyla soyulur, kabuklarından temizlenir. Solması için bir gece
dışarıda bırakılır. Solan kabaklar, bir santim kalınlığında ve sicim biçiminde
olmak kaydıyla bıçakla ile kıyılır. Sonra iplere asılarak kurutulur. Kuruduktan
sonra toplanarak çuvala yerleştirilir.
Kış mevsiminde çokça yenilen yiyecekler arasında yer alan kabak kurusu, şöyle
pişirilir: İnce ince doğranan kuru kabak, sıcak suda yıkanır. Pişmesi için
kaynamakta olan suyun içine dökülür. Suyu, kabağına orantılı olur. Pişince
suyunu çeker. Üzerine şeker ekilerek yenir.
15.Keşkül Kabak(Keşgül Gabak): Kabağın tadı güzel olanı, karpuz seçme yöntemine
benzeyen bir yöntemle seçilir, yıkanır. Sonra ikiye, daha sonra da her parça
kendi içinde dörde bölünür. Bölme işlemi genellikle balta veya satırla yapılır.
Sonra kaşıkla veya bıçakla, kabak parçalarının içindeki kelçikler(çekirdek ve
ona bağlı yumuşak kısımlar) ayıklanır. Kazana veya büyükçe bir tencereye kabak
parçaları, iç kısımları alta gelecek şekilde üst üste yerleştirilir; üzerine
soğuk su doldurulur. Ateşte pişirilir. Bu pişirme, bir tür haşlamadır. Haşlanan
kabakların suyu süzülür. Soğumaya bırakılır. Soğuma işlemi, genişçe bir kabın
içinde mesela, bir sofra, bir sini veya bir tirki içinde serili halde olur.
Soğuyan kabaklar, elde tutularak kaşıkla yenir. En lezzetli kısmı, dip kısmıdır.
Bu kısım özellikle kaşıkla kazınmak suretiyle yenir.
16.Keşkek : Kemiksiz et, kuşbaşı yapılarak tencerenin dibine yerleştirilir.
Üzerine haşlanmış beyaz şeker fasulyesi(kuru) dökülür. Dibek'te dövülerek
kabuğundan ayrılan buğday, yirmi dakika haşlandıktan sonra aynı tenceredeki kuru
fasulyenin üzerine dökülür. Sonra üzerine çıkacak şekilde sıcak su dökülür.
Hafif ateş üzerinde pişmeye alınır. Pişme sırasında eğer suyunu çekerse, yani su
ayarlanmamış ise o zaman tekrar kaynamış su ilave edilir. Pişme işi bitmek üzere
iken tuzu ilave edilir. Ateşten alındıktan hemen sonra dövecek denen bir ağaç
alet yardımı ile ezilir. Ezme ne kadar iyi başarılırsa keşkek o kadar lezzetli
olur. Ezme işi de bitirilince servis yapılır.
17.Kuru Isırgan(Guru Sırgan) Yemeği: Yaz ayında köküne yakın yerinden orakla
kesilmek suretiyle toplanan ısırgan otları, çul denen örtü üzerine serilerek
gökyüzünde hiç bulut olmadığı bir günde kurutulur. Çok az da bulut olursa bu,
ısırganın istenilen kalitede kurutulamaması için geçerli bir sebeptir. Çünkü
istenilen renk ve tadı vermez. Kuruduktan sonra iki avuç arasında uzun bir
gayretten sonra ufalanır. Ağaç elekte elenir; torbalara doldurulur, rutubeti
olmayan yerlerde kış ayları için muhafaza edilir.
Pişirilişi: Torbadan genişçe bir kaba(sahana) alınan kuru ısırgana, aynı oranda,
elekten geçirilmiş mısır unu karıştırılır. Bu karışım, tıpkı yağlaş'ın
pişirildiği şekilde pişirilir. Ancak tek bir farklı yanı vardır; piştikten sonra
ateşten alınma yakını,kabuğu soyularak ince tuz ile ezilmiş olan bolca- sarımsak
karıştırılır ki, bu onu çok lezzetli kılar.
Kuru ısırgan yemeği, kar yağmadan yenmez; onu karlı havada pişirip yemek de bir
adet halini almıştır.
18.Daru Çorbası/Mısır Çorbası: Mısır, el değirmeninde iri bir biçimde öğütülür.
Bu öğütme sonunda mısır, un halinde olmaz; ikiye bölünmüş bir durumdadır. El
değirmeninde mısırları ikiye bölme işine daru çekme, çekilen daruya da daru
çorbalığı adı verilir. Çekilen daru, elekte elenir ve olabilecek unundan
ayıklanır. Ateş üzerindeki ölçülü suyun üzerine dökülür. 15-20 dakika
kaynadıktan sonra üzerine, ayrıca haşlanmış olan renkli kuru fasulye(barbunya)
ilave edilir. Dibine sarmaması(yapışmaması) için sık sık karıştırılır. Pişmekte
iken tuzu ilave edilir. Piştikten sonra üzerine ayran dökülerek yenir.
19.Hıtır: Yine el değirmeninde çekilmek suretiyle hazırlanır. Ama bu sefer
normal mısır değil, fırın darusu çekilerek hıtır hazırlanır.(Fırın darusunun
nasıl yapıldığı daha önce anlatılmıştı). Değirmende çekildikten sonra elekte
elenmeden soğuk suyun üzerine dökülür. Bu su ile pişirilir. Piştiği anda suyunu
çeker, pilav görünümü alır. Ancak rengi esmer, daneleri daha iricedir. Tuzu
pişme safhasında atılmıştır. Sonra ateşten alınır ve üzerine bol tereyağı
yakılarak yenir. 20.Turşu(Turçu): İki çeşit turşu yapılır : Fasulye
Turşusu(Pakla Turçusu) ve Pazı Turşusu(Pezük Turçusu).
a)Fasulye Turşusu (Pakla Turçusu)nun Yapılışı: Tarladan toplanan taze fasulyeler
seçilir, çürük kısımları ayıklanır ve büyük kazanlarda haşlanır. Birkaç gün
önceden su ile ıslanmış, kuruluğu giderilmiş olan büyük ağaç fıçı içerisine
haşlanmış fasulyeler doldurulur. Bu doldurma işi rastgele değil, boşluk
kalmayacak şekilde ve bastırılarak yapılır. Ayrıca bu esnada fasulyelere bol iri
tuz, biber, ezilmiş sarımsak da katılır. Fıçıya, fasulyelerin üzerine çıkacak
kadar su doldurulur. Eğer susuz kalırsa turşu ezilir. Fasulyelerin kabarmasını
ve suyunu taşırmasını önlemek için fıçının ağzına bir kapak kapatılır, bu
kapağın üzerine de bir ağırlık konulur. Genellikle bu, ağır bir taş olur. Sonra
bir süre fıçı kontrol altında tutulur. Kış gelmeden de turşunun ağzı açılmaz,
halkın deyimiyle fıçı bozulmaz.
b)Pazı Turşusu(Pezük Turçusu) : Tarladan sökülen pazıların kökü, yaprağından
bıçak yardımı ile ayrılır. Kök ve yaprak kısımları, turşuluk için ayrı ayrı
işlemlere tabi tutulur.
Yaprak seçilir, ayıklanır, doğranır ve haşlanır. Kök kısmı yıkanır, seçilir ve
haşlanır. Haşlanan köklerin üzerindeki ince kabuk elde soyulur, sonra da kökler
daire şeklinde doğranır. Son şeklini alan kök ve yapraklar karıştırılır; içine
biber, ezilmiş sarımsak, tuz atılır. Sonra,-tıpkı fasulye turşusunda anlatıldığı
şekilde- fıçıya yerleştirilir. Üzeri yine kapatılır ve bir müddet kontrol
altında tutulur. Çünkü suyunu taşırabilir ve bozulabilir.
Gerek fasulye turşusu gerek pazı turşusu kavrularak yenir. Şöyle ki: Fıçıdan
çıkartılan turşunun üzerinden bir miktar su geçirilir. Eğer fasulye turşusu ise,
her bir tane bıçakla ikiye kesilir. Sonra tavaya bol soğan doğranır, bol
tereyağı atılır ve eritilir. Soğan renk bozmaya başlayınca hazırlanan turşu
içine dökülür. Bir müddet karıştırıldıktan sonra içine yanmaması için azıcık su
dökülür. Beş dakika kaynatılır. Sonra servis yapılır.
ÇORBALAR
KARA LAHANA ÇORBASI: Bir gece önceden ısladığımız fasulyeleri pişiririz. Yeni
derilmiş taze lahanayı ince ince doğradıktan sonra güzelce yıkanır. Bu sırada
tencereye koyduğumuz suyu ve fasulyeyi kaynamaya bırakırız. Su kaynadıktan
sonra lahanayı ilave ederek biraz mısır unu serperiz. Yemek kaynayana kadar
tencerenin kapağı açılmaz. Bunun nedeni çorbanın halk deyimiyle hayaslamaması
içindir.
Çorba kaynarken mısır ununun az veya çok olduğu görülür. Yemeğin tuzunu da ilave
ederek pişirmeye bırakırız. Ara sıra çorbayı karıştırmalıyız ki çorba yanmasın.
Özellikle kış aylarında tüketilen kara lahana çorbasının, sıcak iken odun
kaşığı ve mısır ekmeği ile yenmesi önemlidir.
BALDIRAN ÇORBASI: Yağ, salça, soğan, pişmiş fasulye (düdek), kırmızı biber ve
baldırandan yapılır. Baldıran bozkır alanlarda toplanır, seçilir, ince ince
doğrandıktan sonra güzelce yıkanır. Tencerede yağ, salça ve soğan kavrulur.
Sonra su ve fasulye ilave edilir. Su kaynadıktan sonra baldıran koyulur ve tuzu
eklendikten sonra pişmeye bırakılır.
SÜTLÜ KABAK ÇORBASI: Kara kabak soyularak dilimlendikten sonra tencerede
pişilirilir. Ezilme noktasına gelince suyu süzülür ve iyice ezilir. Ezilen
kabağa, süt ilave edilir. Tekrar ateşe konulur ve isteğe bağlı olarak şeker de
ilave edilerek biraz daha pişirilir.
TURŞU ÇORBASI: Fasulye turşusundan yapılır. Fasulyeler doğranır; tencerede yağ,
salça, soğan kavrulur. Kaynamış su ilave edilir. Turşu tencereye konulur;
kaynadıktan sonra mısır unu ilave edilir.
DARI ÇORBASI: Hazır çorbalık alınır. Akşamdan su-
da ıslatılır. Fasulye (düdek) haşlanır. Akşamdan ısladığımız çorbalığı
tencereye koyar su ile pişmeye bırakırız. Pişmeye başladığında fasulye ilave
edilerek pişirilir. Çorbanın suyu pişmeden çekebileceğinden ara sıra çorbaya
kaynamış su ilave edilir. Piştikten sonra isteğe bağlı olarak tabağa böldüğümüz
çorbaya, yoğurt veya ayran katarak servise sunulur.
ARPA ÇORBASI: Pişirilişi, tıpkı darı çorbası gibidir.
MISIR ÇORBASI: Pişirilişi, arpa çorbası ve darı çorbası gibidir.
HELLE (PEYNİR YAĞLAŞI): Su, mısır unu, tuz, peynir ve tereyağdan yapılır.
Kullandığımız peynir, ev yapımı peynir olmalıdır. Tencereye koyduğumuz su
kaynadıktan sonra mısır unu ve tuz ilave edilir. Lapa haline gelince daha
önceden parçaladığımız peyniri helleye karıştırılır, güzel bir şekilde ezilir.
Bunu yaptıktan sonra başka bir kapta tereyağı eritmek suretiyle yakarız.
Tabaklara böldüğümüz hellenin üstüne yanmış tereyağını döker sıcak bir şekilde
servise sunarız.
DİZİN ÇORBASI: Yazın toplanan fasulye, ipe dizilerek kurutulur. Kışın pişen bir
yemektir. Önce haşlanır daha sonra tencerede düdek, yağ, salça, soğan kavrulur
ve dizin fasulyeleri ilave edilerek pişirilir. Aynı zamanda, geçin çorbası da
denir.
HAŞLAMA PAKLA ÇORBASI: Yazın toplanan fasulyeler haşlandıktan sonra kurutulur.
Kışın pişen bir çorba çeşididir. Haşlama pakla (fasulye), akşamdan suda
ıslatılır. Haşlanır ve süzülür. Tencerede yağ, salça, soğan kavrulur, haşlama
pakla ilave edilerek, tuzu da eklendikten sonra pişmeye bırakılır. Haşlama
pakla çorbası pişirilirken, isteğe bağlı olarak acı kırmızı biber ve bulgur da
katılır. Buna, fırıngurusu paklası da denir.
KARA LAHANA YIĞMASI: Yöremizde, çok çeşitli malzemeler kullanılarak yapılan bir
yemek türüdür, isteyenin piriç-bulgur/patates; isteyenin sadece pirinç veya
sadece bulgur; isteyenin pirinç veya bulgura ek olarak haşlanmış fasulye;
isteyenin havuç veya kıyma katarak yapabileceği bir kara lahana yemeğidir.
Önce lahana doğranır ve haşlanır. Haşlandıktan sonra, soğuk suya dinlenmeye
bırakılır. Tencerede yağ, soğan, salça kavrulur; sonra lahanayla birlikte yemeğe
katmak istediğimiz yukarıda saydığımız malzemelerden
YEMEKLER
KARA LAHANA YIĞMASI:
Yöremizde, çok çeşitli malzemeler kullanılarak yapılan bir yemek türüdür,
isteyenin pirinç-bulgur/patates; isteyenin sadece pirinç veya sadece bulgur;
isteyenin pirinç veya bulgura ek olarak haşlanmış fasulye; isteyenin havuç veya
kıyma katarak yapabileceği bir kara lahana yemeğidir.
Önce lahana doğranır ve haşlanır. Haşlandıktan sonra, soğuk suya dinlenmeye
bırakılır. Tencerede yağ, soğan, salça kavrulur; sonra lahanayla birlikte yemeğe
katmak istediğimiz yukarıda saydığımız malzemelerden hangisini istiyorsak; o
malzeme ile yemeği hazırlarız.
Lahana ve ek malzemeleri koyarken, arada sıvıyağ da dökülür, malzeme bittikten
sonra yemeğimizin tuzunu ve kaynamış sıcak suyu ilave ederek pişmeye bırakırız.
TAZE ISIRGAN YEMEĞİ (SIRGAN YEMEĞİ):
Isırgan otundan yapılan bir yemektir, ilkbaharın gelmesiyle yeni yeşermeye
başlayan ısırgan otunun baş kısmından uç yapraklar koparılır. Toplanan sırgan
ele alındıktan sonra tencerenin kenarına vurularak, sırganın içinde toplanan
tozlar dökülür, sırgan güzelce ve dikkatlice yıkanır. Kaynayan suda sırganı
başlarız. Bu esnada daha kolay ezilsin diye, biraz mısır unu ilave edilir.
Haşlandıktan sonra, suyu ayrı kapta olacak şekilde süzülür.
"Sırçanı alırız, eleğe (süzgece) koyduktan sonra, tahta kaşıkla ezmeye başlarız.
Ezdikten sonra, tencereye daha önce süzdüğümüz suyunu tekrar ilave ederek mısır
unu ve tuzunu da ekleyerek pişmeye bırakırız. Bolca sarmısak soyularak, başka
bir kapta ezdikten sonra, kaynayan sırgan yemeğine ilave edilir.
Günümüzde teknolojinin gelişimi mutfaklarımıza kadar girdi. Eskiden kullanılan
süzgeç ve tahta kaşık yerine mikser kullanılır.Mısır ekmeği ile birlikte
yenmesi tercih edilir.
KURU ISIRGAN YEMEĞİ:
Bahar aylarında yayla ve mezralarda toplanan taze ısırgan otunu kurutulmak
suretiyle yapılan kışın yemek için saklanan bir yemektir.
Yapılışı taze ısırgan yemeği gibidir.
ister taze ister kuru sırgan yemeğinde, soğuk iken sırgana süt kaymağı veya süt
katarak da yenebilir.
SIRIM KABAĞI:
Kabak satır veya baltayla kabuk kısmı yontularak soyulur. Soyulduktan sonra,
ortadan kesilerek tas şeklinde çangal ağacına takılır ve kurutulur. Normal
kuruduktan sonra, şerit halinde uzun uzun kesilip yine çangalın dallarına bağ
halinde takılarak kurutulur.
Bu yemek çeşidi, genellikle kış aylarında yapılır. Kurutulmuş kabak yerinde
alınarak 2-3 cm uzunluklarında kesildikten sonra, kuru fasulye ile birlikte
pirinç veya bulgur eklenerek yapılan yöresel bir yemektir. Mısır karıştırılarak
ekmek yapıldığı da görülür.
iyi kabak seçilerek 5x15 ebatlarında parçalanarak, pişirilmek suretiyle parça
kabak adıyla da yenmektedir.
BEZİRGAN AŞI:
Bayat mısır ekmeğinden yapılır. Önce, tencerede yağ eretilir; bayat mısır ekmeği
küçük parçalar halinde doğranır. Yağın üzerine su ilave edildikten sonra,
kaynamaya bırakılır. Kaynadıktan sonra, ekmeği dökeriz ve biraz daha kaynamaya
bırakırız. Tuz da katarak sıcak bir şekilde servise sunulur. Yöremizde, bazı
yerlerde şeker katıldığı gibi şeker katılmadığı da olur.
KEŞKEK: Kuru fasulye, dövülmüş buğday, inek veya öküz eti, tuz ve undan yapılan
bir yemektir. Buğday ve kuru fasulye güzelce yıkanır ve ayıklanır. Et doğranır.
Fasulye haşlanır. Bunun özel kazanları, saç ayakları,ocakları vardır. Kazanların
en altına et, fasulye, buğday yerleştirilir. Tuz eritilmiş olarak sıcak su ile
ilave edilir. Kazandaki keşkek eldeç (odundan yapılmış keşkek ezme aracı)
kazanın içine batırılıp çıkarılarak dondurmak suretiyle, eldeçlerin arasında ve
yanlarak sıkıştırılarak ezilmeye tabi tutulur. Yenecek duruma geldiğinde halka
ikram edilir. Mısır ekmeği ile yenir.
Keşkek yöremizde genellikle Ramazan Bayramı'nda yapılır. Hazırlıklar Arife
Günü'nde başlar. Bayram namazından sonra, bayramlaşma olur. Bayramlaşma
bittikten sonra keşkek yapılan ev halkı duyuru yaparak gelenlere ikram eder.
Uzun yıllar devamede gelen ve gelenek ve göreneklerimiz arasında önemli bir yeri
olan Keşkek'in, bazı davetlerde de yapıldığı görülmektedir.
FASÜLYE KAVURMASI: Fasulye haşlandıktan sonra süzülür. Bolca sarmısak ile
birlikte bolca tereyağda kavrulur. Mısır unuyla birlikte kızartılır.
HAMSİ TAVA: Hamsi güzel bir şekilde temizlendikten sonra tuzlanır ve mısır unu
ile birlikte unlanır. Tavada kızdırılan yağın yardımıyla, güzel bir şekilde
kızartılır. Kızardıktan sonra, üzerine limon sıkılır afiyetle yenir.
Haşlanmış hamsinin, patates dilimlerinin üzerine konulmasıyla soğan ilave ederek
bağlamasının da yapıldığı görülür.
PATATES HAŞLAMASI: Patetes güzelce yıkanır ve kabuğu ile birlikte doğranır.
Tencereye koyup tuz ilave ederek haşlanır. Haşlandıktan sonra süzgeçte (iliştir)
süzülerek yemeğe hazır hale gelir.
Patatesin olduğu gibi, fırınlara konularak pişirilip yenmesi başka bir yemek
çeşididir.
GALDIRIK KAVURMASI: İlkbaharda toplanan gaydiriklerin yaprakları ayıtlandıktan
sonra sapı doğranarak haşlanır. Sarmısak ile birlikte kavrulur.
Galdiriğin mısır unuyla unlandıktan sonra kızartılarak yenmesi de ayrı bir yemek
çeşididir.
LAHANA DOLMASI: Kara lahana, pirinç, bulgur, soğan, salçadan yapılan yöresel bir
yemektir, ilk önce dolmamızın harcını hazırlarız. Bunu yaparken isteğe bağlı
olarak pirinç veya bulgur ya da her ikisini de kullanabiliriz, (ince mısır
kırmasının kullanıldığıda görülür). Pirinci ve bulguru seçtikten (ayıklandıktan)
sonra güzelce yıkarız. Tencereye tereyağ, sıvı yağ, soğan, salça, baharatı
(kırmızı biber) karıştırarak kavururuz. Kavurduktan sonra bulgur, pirinci,
tuzuda koyarak kavurmaya devam ederiz. Kavurma esnasında az miktarda su ilave
edilebilir. Harcın tam olarak pişmesine gerek yoktur. Çünkü dolmayı sardıktan
sonra harç nasıl olsa pişecektir.
Sıra lahananın haşlanmasına geldi. Önce su kaynatılır, lahana suyun içine
koyularak haşlanır. Haşlandıktan sonra lahana süzülerek, üzerine soğuk su
dökülür ki lahana çok fazla haşlanmasın ve dolma sarılırken yırtılmasın.
Dolma sarılırken lahana ikiye bölünür (büyük olanlar) ve önceden hazırladığımız
harcı içine koyarak sararız.
Sarılan dolmayı dibine bir sıra lahana yaprağı serilmiş tencereye güzelce
dizerek, kaynamış su, tuz ve isteğe bağlı olarak soğan doğranarak pişmeye
bırakırız. Dolmanın üzerine lahananın kalın sapçıklarından konur ve üzeri bir
sıra lahana yaprağı ile kapatılır. Dolmaların açılmaması için su kaynamaya
başladığında yemeği kısık ateşe almalıyız.
NOT: isteyen dolmanın harcına et veya kıyma da ilave edebilir...
TURŞULAR
FASULYE TURŞUSU: Fasulye turşusu yapılırken dikkat edilmesi gereken şeyler
vardır. Bunlar; fasulyenin taze ve canlı olması gerekir. Turşuya ilave olarak
yeşil domates, biber, küçük salatalık katılabilir.
Önce fasulyeler toplanır, haşlandıktan sonra soğumaya bırakılır. Turşu
koyulurken haşlanan fasulye tuzlu suya batırırız. Tuzlu sudan alınan fasulye,
bidona veya fıçıya koyulur, üzerine ek malzeme koyulur, tuz ve sarmısak eklenir.
Malzeme bittikten sonra suyunu ve tuzunu ilave ederek bidonun (fıçının) ağzı
kapatılır. Turşunun suyu, malzemenin üstünde olmalıdır ki üstü bozulmasın.
Turşu yapılırken, fasulye çok başlanmamalıdır. Çünkü, tuzun da yardımıyla çok
haşlanan fasulye ezilir.Bu şekilde dört mevsim tüketilen yemek çeşidi
hazırlanmış olur. Fasulye turşusunun çorbası yapılır, kavrularak haşlanmış
patatesle soğuk olarak tüketilir.
KiRAZ TURŞUSU: Kiraz toplandıktan sonra temizlenir. Bidona önce kiraz sonra tuz
ve su ilave edilerek bidon doldurulur ve ağzı kapatılır.
Kiraz turşusunu kavururken kirazın çekirdeği çıkarılır. Yağ, soğan veya pırasa
yaprağını kavurur; üzerine kirazı döktükten sonra kaynamaya bırakırız.
PAZI (PEZİK) TURŞUSU: iki türlüsü yapılır. Birincisi; sadece sapı ile yapılan
turşu, diğeri pazının tümüyle (sapı, kökü ve yaprağı) yapılan turşu.
Kiraz turşusu gibi yapılır. Sadece sapı ile yapılacaksa; pazı toplandıktan sonra
sapını yaprağından ayırırız, haşlandıktan sonra sapı, sarmısak, tuz isteğe bağlı
olarak biber koyar, bidonu doldurur, suyunu da ilave ederek bidonun ağzı
kapatılır.
Tümüyle yapılacaksa; kökü ayrılır, diğer yerleri doğranır ve ayrı bir kapta
haşlanır. Kökü haşlandıktan sonra, kabuğu soyulur ve parçalara bölünür. Bidona
koyar-keri kök, diğer malzemeler, tuz, sarmısak ve suyu ilave edilerek ağzı
kapatılır. Kavrulması diğer turşular gibidir.
PALDIR TURŞUSU: Göçler yaylaya vardığında, ilk işlerden birisi de ormanlık
bölgelerin açık alanlarında, geniş yapraklı paldır bitkisi sapçıklarıyla
toplanır. Sapçığın yaprak kısmı atılır ve dış kısmı soyularak 3-4 cm
uzunluğunda doğranır. Haşlandıktan sonra tuz ve sarmısak ilave edilerek turşu
küplerine konulur.Özellikle Kasımağzı Köyü yaylallarında yaygın olarak tüketilen
bu turşu çeşidi köye nakledildiğinde yayladaki lezzetinde olduğu görülür.
FASULYE TURŞUSUNUN KAVRULMASI: Turşuyu suya alırız. Fasulye küçük parçalara
bölünür. Yağ, salça, soğan isteğe bağlı olarak acı biber kavrulduktan sonra,
küçük parçalara bölünen turşu ilave edilir ve biraz su ilave edildikten sonra
kaynamaya bırakılır. Taze pırasa yaprağıyla da kavrulduğu görülür.
GALDlRİK TURŞUSU: Galdirik toplandıktan sonra, sapı yaprağından ayrılır ve sapı
küçük parçalara bölünür. Biraz haşlayıp, tuz, sarmısak ve isteğe bağlı olarak
biber eklendikten sonra, turşu kabının ağzı kapatılır ve hazır olması beklenir.
Yaklaşık olarak 1 ay gibi bir sürede turşu yenmeye hazır olur. Kavrulması diğer
turşu çeşitleri gibidir.
TAFLAN TURŞUSU: Buna karayemiş turşusu da denir. Yapımı tıpkı kiraz turşusu
gibidir.
EKMEKLER
MISIR EKMEĞİ: Hamuru; mısır unu.tuz ve karbonattan ibarettir. Ilık su ile
yoğrulur. Hamuru fazla sulu olmamalıdır. Fırında önceden kızdırdığımız tepsi
yağlandıktan sonra hamur içine dökülür ve pişmeye bırakılır.
Aynı şekilde hazırlanmış hamuru, üç ayak üzerinde kızdırılmış saçlarda "BAZLAMA"
mısır ekmeği,
Ateş yakılan ocakların kızdırılarak; üzeri guguklu saçla kapatılan ocaklarda
"OCAK" ekmeği,
Fırın şeklinde taştan yapılmış bileğilerin ateşte kızdırılarak içerisine hamur
konulduktan sonra, ateş közü ile örtüldükten sonra yapılan "BİLEGELI" ekmeği
gibi ekmek çeşitlerimiz mevcuttur.
ÇÖREK: Beyaz buğday unundan yapılan hamur yoğrulur. Hamuru; un, tuz, ılık, su ve
hamur mayasından ibarettir. Hamur, halk deyimiyle cıvık yani sulu olmalıdır.
Hamur yoğrulduktan sonra bekletilir.
Önceleri, çörek, sobanın üstünde sacın üzerinde yapılırdı. Soba yakılır, saç
üstüne konduktan sonra iyice kızdırıl irdi. Kızan saç tereyağ ile yağlandıktan
sonra, biraz hamur konur ve etrata ince bir tabaka şeklinde yayılırdı. Bir yüzü
piştikten sonra, eşün'dediğimiz demir maşa ile çevrilerek, diğer tarafı
pişirilirdi. Pişen çöreğin sıcakken tereyağ ile yağlanır ve sıcak yenir.
Şimdi ise, çörek aynı şekilde kızartma tavasında yapılır. Bu daha kolay olduğu
için tercih edilir.
GURUT-YUFKA: Hamuru; beyaz un, tuz ve ılık sudan işarettir. Hamur yoğurulduktan
sonra 15-20 dak. bekletilir. Gurut (yufka) açılır. Önceleri sobanın üstünde,
saçta pişirilirdi. Saca konulan yufkanın bir yüzü pişer, çevrilir; yufka
alınmadan önce, tekrar bir yufka konulmak suretiyle hamur bitene kadar açılır
ve pişirilirdi.
Şimdi ise, gurut elektrikli veya tüplü sacın üzerinde pişirilmektedir.
Gurutun birkaç çeşit yemeği olur. Birincisi; şerbet hazırlanarak, gurut küçük
parçalar halinde kırılır, şerbete daldırılır ve başka bir kaba alınır. Buna,
gurut yağlaması denir.
ikincisi; gurut kızartılır. Tavada yağ kızdırılır, üzerine bütün olarak
ıslattığımız gurut serilir, arasına peynir, maydanoz, ceviz, fındık içi gibi
malzemeler konulur ve kızartılır.
Üçüncüsü ise; isteyen gurutla börek yapabilir.
YAĞLI BİŞİ: Hamuru, gurut hamuru gibidir. Tencerede tereyağlı şerbet hazırlanır,
iki kişiyle pişirilir. Biri açar, diğeri yağlar ve pişirir. Pişiren kişi,
yufkanın üzerine fırçanın yardımıyla şerbet döker ve yağlar. Pişen bişi başka
bir kaba alınır. Hamur bitene kadar aynı olay tekrarlanır.
Yalnız şu unutulmamalıdır ki ister gurut hamuru, ister yağlı bişi hamuru olsun,
hamurun üzeri nemli bir bezle örtülmeli. Bunun nedeni, hamurun bayatlamamasıdır.
Yöremizde yağlı bişi, özellikle bayram geceleri yapılır. Bu, gelenek haline
gelmiştir.
OTLU EKMEK: Hamuru mısır unuyla yoğurulup, küçük küçük doğranmış pırasa da
eklendikten sonra pişirilen bir ekmek çeşididir.
CIRITTA: Hamuru; beyaz buğday unu, tuz ve ılık sudan ibarettir. Hamur biraz
suluca yoğurulduktan sonra, kızartma tavasında pişirilerek yapılan bir çeşittir.
EL SANATLARI
DOKUMA TÜRÜ EL SANATLARI
Ahşap malzeme bakımından zengin olan bölgemizde halk kendi ihtiyacı olan bazı ev
eşyalarını sepetler, iskemleler, beşikler, kaşık, külek, gel-der, fıçı, yayık,
su kapları, çöten, tekir (serander), ahşap evler, damlar (merekler) vs. gibi
oyma sanatına fazla yer verilmemekle birlikte gönye sızdırmazlık ve sağlamlığa
fazlaca özen gösterilerek yöresel ustalar tarafından yapılır.
Ev içindeki tütüncelik kemerleri, evlerin dış duvarları, çayır tamları kemer
köprü ve çeşmeler camiler, değirmenler vs. gibi yapılara büyük önem
verilmektedir. Son yıllarda bu yapılar beton binalara ve köprülere yerini
bırakmak üzeredir.
Günümüzde hediyelik eşya tarzında da olsa yapılmaya devam edilmektedir. Bunlar:
DIRMAÇ: Yün ya da or-landan dokunan 5-7 cm eninde 2,5-3 m boyunda kırmızı,
siyah, beyaz, sarı renklerin bolca kullanıldığı yük taşıma ipidir.
YÖREK BAĞI: 3-4 cm eninde 2-3 cm boyunda dırmaç özelliğinde dokunur.
BEŞİK DASTARI: 2,5 * 2,5 m ebatında dokunur. Bolca renkli düğmeler boncuklar ve
yılan başı denilen süs takılarıyla süslenir.DASTAR (ÇUL): 30-40 cm eninde 4-6 m
boyunda uzun parçalar dokunduktan sonra kilim veya battaniye ölçülerinde
birleştirilerek kullanılır.
DASTAR (ÇUL): 30-40 cm eninde 4-6 m boyunda uzun parçalar dokunduktan sonra
kilim veya battaniye ölçülerinde birleştirilerek kullanılır.
ZENBİL: Ağzı bağcıklı sırt çantası yük taşımak için kullanılır. Daha küçükleri
ağzı düz kola takılan ve çok sayıda püsküllerle bezenerek yapılır. Püsküllü
çantalar küçük eşyaları taşımak için hazırlanır.
ALAÇO-RAP: Folklorik kıyafetlerden olup değişik renk ve desenlerde dokunur. Tek
renk dokunanlara "yün çorabı" denir. Keçi kılından örülenlere ça-pur çorap-kıl
çorabı denir.
AHŞAP EL SANATLARI
İlk akla gelen ev, merek ve serander (tekir) mazu gibi yapıların dam örtülerinin
yapımında kullanılmasıdır. Budaksız çam ağaçlarının güdüklerinin yarılmasıyla
elde edilen hartama çekme işlemleridir.
YAYIK: Yoğurt veya kaymaktan yağ elde etmek için silindir şeklindeki ahşaptan
yapılan mutfak kabıdır, iki tarafından ip bağlanıp tavana asılır ve içerisine
konulan mahsul çalkalanır ve üst kısmındaki ağız boşluğundan dökülerek alınır.
KÜLEK: Silindir şeklinde yapılır ve bir tarafı açıktır. Sıvı madde koymaya
yarar. Seyyar kapağı bulunur.
GOT: Mısır, buğday, fasulye gibi ürünleri ölçmeye yarayan silindir şeklinde
olup, 6 veya 8 okkalık yapılmaktadır.
SEDİR VE SEKMEN: Düz bir ranzadır. Üzerine yatak serilerek yatılır veya
oturulur. Ahşap tahtadan çakılarak oturmak için sekmen (oturak) yapılır.
ÇÖTEN: Genellikle çit şeklinde örülmüş mısır saklamak için yapılmış bir depodur.
Dört köşeli olanları da vardır. Üst kısımları hartama veya teneke ile örtülür.
Alt kısmından mısır almak için kapağı bulu-nur.
EL DEĞİRMENİ: Yuvarlak iki taşı mevcut olup alttaki taş sabit üstteki taş
çevrilerek çorbalık öğütülür. Dış kısmına ahşap koruma geçirilir.
BAKIR EL SANATLARI
Bakır işletmeciliği genellikle mutfak eşyaları yapımında kullanılır. Düz saç
halinde alınan bakır elde ekme- sıvazlama- yayma vs. gibi verilecek şekle göre
bazı bakır dövüldükçe sertleştiğinden odun kömürü yakılan ocaklarda tavlanarak
suda soğutulması sonucu yumuşaması sağlanır ve istenilen şekil verilince işlem
tamamlanır. Kulp takma ve varsa diğer parçaları sarı kaynağı ile birleştirilerek
son şekli verilir. Kolaylama işlemi bittikten sonra kullanılmaya hazır hale
getirilir. Bakır kaplarda pişirilen yemeğin lezzetinin diğerlerinden daha iyi
olduğu kabul edilir.
DEMİRCİLİK
Demir işçiliğinde bölgede kullanılan kapı anahtarından, ekmek sobasına tarım
işlemealetlerinden marangoz takımlarının demir aksamasına kadar bölgemizdeki
ustalarca yapıldığını görülür. Bu işçiliklerde sıcak demircilik fazla göze
çarpar. Birleştirmelerde sıcak kaynak ve perçinli birleştirmeler büyük bir
maharetle yapılmakta iken son yıllarda elektrik ve aksi-gaz kaynağı
kullanılmaktadır.
DEĞİRMENLER
Değirmenler suyu yeterli olabilecek akarsuların yakınlarına ve potansiyel enerji
sağlanabilecek yükseklikteki yerlere yapılır. Su pent denilen su akarlarından
değirmenin üst kısmından cebri borularla basınç oluşturularak alttaki çark
çevrilir. Çarkta bağlı olan 110-120 cm ça-
pında ve 30-40 cm kalınlığındaki iki taştan üstteki taş çevrilir. Üst taşın orta
kısmı 10-15 cm çapında delik yapılır ve bunun üst kısmındaki öğütülerek zahra
(buğday, arpa gibi) malzemeyi koyma kabininin alt kısmında bir delik olup bu
delikli ipe bağlı bir takozla kapatılır. Bu kısmında taş üzerine bir titreşim
ileten çıta indirilir. Değirmenin üst taşı dönmeye başladı-ğ ı n d a malzemenin
altındaki ipe bağlı takoz çekilir ve tahıl titreşimin etkisiyle akmaya başlar.
Fazla
veya az olduğundan ayar kolu yukarıya kaldırılarak ayarlanır, işlem bittiğinde
çarkla dönen değirmen taşını ayıran ayak kaldırılır ve taşın dönmesi
durdurularak işlem tamamlanmış olur. Değirmenlerin kapı ve çevresinde bolca
hatıra yazı yazıldığı bir mesire yeri görünümü aldığı görülür. Değirmenler
kutsal yerlerden olduğu kabul edilir.Son yıllarda ulaşım zorluğundan dolayı
elektrik değirmenleri yapılmaya başlanmakla birlikte su değirmenlerinin
lezzetini vermediği iddia edilir.
Oy değirmen değirmen Delikli taşlanmışın Habu benim kaderim Kızılağaçtanmısın.
Değirmen döne döne Hep yedi dişesini El adama verümü Güzel Ayişesini
Oy değirmen değirmen Tenha yerde durursun Ne mutlu gözlerine Hergün güzel
görürsün
Döner değirmencüğü İçinde direcüğü Seni alan adamın Yanmazmı yürecüğü
TEVEK/TOMAK
Hemen hemen her ailenin kenevir (kendir) yetiştirdiği eski günlerde:
halat-iplik, tevek donu, tevek entarisi, tevek şalvarı, ceketi, pantolonu, iç
çamaşırları ev dastarı vs. gibi hemen, hemen bir evin bütün tekstil ihtiyaçları
tevek-tokmak el dokumacılığı maharetiyle yapılırdı.
Kendirin tohumu mart ayında tarlaya ekilir, bitki tam olgunlaşır, pürçekleri
tütmeye başlayınca Ağustos ayında sökülür.
Soyma (ayıklama) işlemi bir tutam kendir (pır-mıt) alınır ve 20 adet pırmıt bir
bağ oluşturacak şekilde 3'lü veya 4'lü bağlar birbirine dikey şekilde
tutturularak kurumaya bırakılır.
Bir ay gibi bir zamanda kuruyan bağları, kendir soyma imecesi ile "havas" adı
verilen soyma işlemi yapılır, işe yaramayan soyulmuş sapa "güncü" denir.
Havaslar çuvallara doldurulur, tokmakla dövülmeye götürülerek pamuk
yumuşaklığına getirilir.
Ucu ince ve uzun olan kendir taraklarında tarandıktan sonra domuz kılından
yapılmış olan hırca (fırça) larda inceltilir. Sonra el tokmağı ile yapuğ açılır,
buna "süzme" denir.
Eğirmek için 25 cm uzunluğunda 5 cm kalınlığında örengeye sarılır. Tokanın
tepesine konulup eğecek ile eğilir. Ahşap eğeceğin alt kısmına dönmeyi
kolaylaştırmak için aşak denilen yuvarlak odun veya metal ağırlık takılır.
Kendir eği-rip eğecekte iplik haline gelir. Bu işlemler genellikle kış aylarında
yapılır. Eğeceğe sarılan kendir ipi kelep haline getirilir, 4-5 eğecekten bir
kelep kendir çıkar. Kelep işi bitince gumul üzerine dökülür. Bu işlem iplik tam
beyaz oluncaya kadar 3-5 gün devam ettirilir. Gumuldan çıkan kelep yıkanır ve
kuruması için serilir, kuruyunca toplanır.
TEVEK ÇEKME: 20 çift iplik bir çile, bir tevek 8 çile 320 iplik lyılarak boyu 5
m dokununca 4 kulaç olacak şekilde hazırlanır.
TEVEK DOKUMA: Tevek lyılır, iki zincir edilir toplanır. 12 iplik üstte, 120
iplik altta olur küzüye takılır, tarağı konulur ve dokumaya başlanır. Dokuma
ipliğine argaç denir ki üstübü ipliği ile dokunur, iplik masura geçirilir, maku-hu
içerisine konulur gece-gündüz aylarca devam edilir, tekrar ilkbahara kadar bu iş
bitirilip, yine kendir ekilip aynı işler yapılır.
TOKMAK: Çalışması tehlikeli olan bu atölyeler bol suyu olan dere kenarlarında
cebri borularla akıtılan basınçlı suların çarkı çevirmesi sonucu çarkın yakınına
50 cm'lik el çakılır, el gübeli basar, dönünce gübel yukarı kalkar, düşer
kendire vurur. Gübelin her kalkış esnasında alttaki kendir çevrilmesi gerekir.
Bu işi yapan insanlar biraz çabuk ve uyanık hareket etmek zorundadır. Kendir
pamuk kıvamında incelediğinde değiştirilir.
![]() |
![]() |
KAYNAK: LAZ DİLİ VE KÜLTÜRÜ ANSİKLOPEDİSİ ÇEPNİ KÜLTÜRÜ
HAZIRLAYAN: GÜRKAN ÖZER